Friday, February 29, 2008

İNGİLİZCE KONUŞMAKLA, ATEŞTE YÜRÜMEK ARASINDAKİ BENZERLİK NEDİR? (57)


Bir zamanlar, üniversitede çalışırken Mehmet BORO adlı bir eğitimcinin okulumuzda bir seminer verip, ardından da ateşte yürüyeceğini duymuştum. Ben de bu seminere katıldım. Gitmemin sebebi, Mehmet Beyin ateşte yanmaksızın yürüyebilmesinden çok, bunu başkalarına öğretebiliyor olmasıydı.

Gerçekten de Mehmet BORO’nun kor hâlindeki ateşin üzerinde yürüdüğünü gördüm. Bu beyefendi, ateşin ötesinde bir kendinize veya başkalarına yararlar getirecek olan bir hedefi hayal edip, o hedefe ulaşmak için yürüdüğünü, bu sebepten dolayı ateşin onu yakmadığını ve bunu herkesin yapabileceğini söyledi. Şunu da sözlerine ekledi: “Gösteri yapmak için ateşte yürüdüğüm birkaç seferde ayaklarım yandı. Ama ateşin ötesinde bir hedef düşünerek, ona ulaşmak üzere ateşte yürüdüğümde ayaklarım yanmıyor” dedi.

Karateciler de aynı ilkeyle vuruş yaparlar. Çoğumuzun sandığının aksine, karatecilerin odaklandıkları şey, darbeyi indirdikleri cisim değil, onun ötesinde var olduğunu hayal ettikleri şeydir. Bir karateci, kırmak istediği tahtaya odaklandığı takdirde eli kırılabilir. Dolayısıyla karateciler, vurdukları şeye değil, onun ötesindeki bir şeye odaklanırlar ve o hayalî şeye vurmaya çalışırken, hayalleriyle kendileri arasındaki tahtayı da kırmış olurlar.

Aslında bu ilkeler, hayatın her yanında geçerlidir. Söz gelimi benim üniversiteyi kazanmam da böyle oldu. Üniversiteyi kazandıktan sonra, okuldaki sürecin de bir değer olduğunun farkına varmıştım. Yine de, sınav öncesinde, benim için üniversite sınavının ve üniversite hayatının ötesinde bir hedef vardı. O da eğitimci olmak ve başkalarının hayatlarında iz bırakabilmekti. Yoksa, (özellikle o yaşlarda) benim dünyamla veya değerlerimle herhangi bir ilişkisi olmayan ve beni nereye götüreceğini göremediğim herhangi bir çalışma sistemine sadık kalmak, benim için hem zor, hem de anlamsızdı.

Peki bütün bunların İngilizce konuşmakla, yazmakla veya anlamakla ilgisi nedir? Açıklayayım:

Çoğu kişi net bir hedefleri olmadan, sadece İngilizce konuşmak, yazmak veya dinlediğini anlamayı arzu ediyorlar. Başka bir deyişle, hedefsiz bir şekilde “ateşte yürümek” istiyorlar. Neden İngilizce konuşmak istediklerini sorduğunuzda, sözgelimi: “Tam olarak bilmiyorum ama İngilizce öğrenmem lazım sanırım” gibi cevaplar alıyorum.

Bu tür ifadelerin “ateşte yürümem lazım ama neden yürümem gerektiğini bilmiyorum” gibi bir ifadeden herhangi bir farkı yoktur. İngilizce, insanı ateş gibi yakar mı? Elbette hayır. Ama net bir hayaliniz olmazsa, bu dilin kendisine özgü farkları, grameri, düzensiz fiilleri ve bunlara benzer şeyler gözünüzde büyür ve süreç ateşte yürümekten farksız bir hâle gelir. Çünkü beyniniz ve kalbiniz, sizin hangi amaca hizmet ettiğinizi bilmediklerinden dolayı, size yardım da edemezler.

Peki: “İngilizce öğreniyorum, çünkü global bir dil” ifadesi net bir hayali içermekte midir? Ne yazık ki hayır! Net bir hayaliniz olması demek, zihninizde, İngilizce öğrenmek konusunda oldukça açık ve yine oldukça kişisel bir filmin oynaması demektir. Sözgelimi: “İngilizce konuşmak istiyorum, çünkü bir gün, konusu Türkiye olan İngilizce bir seminer vermek istiyorum” demeniz ve bu filmi zihninizde görmeniz gerekir. Yine, “İngilizce okuyabilmek ve anlayabilmek istiyorum, çünkü İngilizce kitaplar okuyup, kendimi geliştirmek istiyorum” gibi ifadeler net bir hayali anlatırlar.

Zihninizde net bir film oynadığında, beyniniz ve kalbiniz de size yardımcı olurlar. Ayrıca İngilizce’nin zorlukları veya İngilizce ile ilgisi olmayan ama öğrenme sürecinizi etkileyen diğer güçlükler, sizi “ateş” gibi yakmazlar. Aksine sizi hayalinize götüren bir yolu önünüze sererler.

75 yaşındaki bir bayanın Fransızcayı nasıl öğrendiğiyle ilgili bir yazı okumuştum. Bu bayanın ortaya koyduğu başarının sırrı, Paris’i görme arzusuydu. Sadece Fransızca öğrenmek için değil, bir gün Paris’e gitmek ve orada rastladığı kişilerle iletişim kurmak için Fransızca öğrenmişti.

Bunları anlattığım öğrencilerimden birisi, bana daha sonra yaşadığı ilginç bir olayı anlattı. Önceleri konuşmaktan çekinen bu öğrencim, turistlerle karşılaşmış ve onların bir konuda bilgiye ihtiyaçları olduğunu anlamış. Turistlerin bilgi istedikleri konunun, öğrencimin de ilgilendiği bir alan olmasından dolayı, öğrencim hemen konuşmaya başlamış. İngilizce konuşmak için değil, iletişim kurmak ve turistlere yardımcı olma amacıyla konuştuğu için aslında İngilizceyi kullandığının farkında bile olmamış ve oldukça da rahat bir şekilde İngilizce konuşmuş kurmuş.

Bir başka öğrencim de İngilizce konuşmak konusunda bir türlü harekete geçemiyordu. Onunla konuştuğumda, aslında yabancılarla paylaşmayı düşündüğü bir konu olmadığını anladım ve bu düşüncemi ona ilettiğimde, o da bana hak verdi. Paylaşmak istediği bir şey olmayınca, İngilizce konuşmak insana, daha doğrusu insanın beynine ve kalbine anlamsız gelmektedir. Daha önce de belirttiğim gibi, beyin ve kalp, net olmayan hedefler konusunda bize pek yardımcı olamazlar.

Dolayısıyla İngilizce konuşmayı değil, İngilizceyi kullanarak iletişim kurup, bir hayalinize ulaşmayı hedefleyin. Aksi hâlde, sizi gerçekten zor bir sürecin beklediğini söyleyebilirim.

Ne demişler: “Hayalsiz çalışmak, narkozsuz diş çektirmeye benzer.”

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Friday, February 22, 2008

İNGİLİZCE ÖĞRENİRKEN, TANIDIK KONULAR İÇEREN METİNLERDEN, FİLMLERDEN, VEYA SESLİ DOKUMANLARDAN YARARLANMANIN AVANTAJLARI (56)





İngilizce öğrenirken, okumak, dinlemek ve seyretmek çok önemlidir. Ne gariptir ki, kitap okuma alışkanlığı çok az olan ve eğlenmek için radyo, sinema, müzik ve televizyon gibi araçları çokça kullanan “yurdum” insanı, yabancı dil öğrenmeye gelince, birden kitapsever olup, gramer kitaplarına sarılır ve başka araç da tanımaz!

Bendeniz yıllarca, dersanelerin görsel, işitsel ve yazılı kaynaklar bulundurmaları konusunda her yerde mücadele etmiş bir insanım. Çünkü öğrenciler günlük hayatın içinde kaynak arayamazlar ve ben de bir internet kurdu olduğum hâlde, öğrencileri sadece bilgisayarın karşısında öğrenmek zorunda kalmaya mahkum etmek istemem. Bir insanın günlük hayatının her yerinde sürdürebileceği aralıksız öğrenme sürecini, akşamları bilgisayar karşısındaki birkaç saate indirgemek istemiyorum. Birkaç saat diyorum ama bu da her zaman mümkün olmaz. Öğrenci yorgun olduğunda, misafiri geldiğinde veya buna benzer sebeplerden dolayı o saatler de iptal edilebilir.


Benim yabancı dil öğrenirken gramer öğrenmeyi ne kadar önemsediğimi bu sayfayı inceleyen herkes bilir. Fakat sadece gramerle dil öğrenmeye çalışmak, dekoderi televizyona bağlamadan şifreli yayın seyretmeye çalışmak gibidir. Gramer bilgisi, iyi bir anahtardır ve bir düzeye kadar cümle kurmanızı da sağlayabilen bir araçtır. Bununla birlikte, gramer bilgisinin temel işlevi, dil edinimini sağlayan filmler, ses dosyaları ve hikâye kitapları gibi kaynakları anlaşılır hâle getirmektir. Çünkü beyin, anlayıp-çözebildiği bilgileri öğrenip-sahiplenebilmektedir. Öncelikle duyup-edindiğinizi cümleleri yerli-yerince kullanırsınız. Sonra da bu cümlelerden yeni cümleler türetip, duruma uygun olarak kullanma beceriniz gelişmeye başlar.

İngilizce öğrenmek için kullandığınız kaynakların aşina olduğunuz içeriklere sahip olmaları, metnin veya konuşmanın daha kolay anlaşılmasını ve dil öğelerinin daha kolay edinilmesini sağlar. Mesela kendkendineingilizce@yahoogroups.com e-grubuna, zaman zaman, Nasreddin Hoca fıkralarının İngilizce versiyonları, Türk atasözlerinin İngilizce karşılıklarını veren linkler ve benzerlerini gönderiyorum. Bunun sebebi, kültür olarak içeriğine vakıf olduğunuz metinlerden ve araçlardan dil edinimi sağlamanın daha kolay olmasıdır.

Yine öğrencilerime, Türkiye’de çıkan İngilizce gazeteler, ilgilendikleri bir konuyla ilgili dergiler okumalarını da öneririm. Çünkü Türkiye’de çıkan İngilizce gazetelerde Türkiye ile ilgili ve sizin aşina olduğunuz haberler bulunmaktadır. Sözgelimi ilgilendiğiniz bir hobiyle ilgili olarak okumalar veya dinlemeler yapmanız da büyük avantajlar sağlar. Çünkü konuyla zaten ilgileniyor olmanız, metni daha rahat anlamanızı ve İngilizceyi daha rahat geliştirmenizi sağlar.

İçeriklerine kişisel olarak veya kültürel anlamda aşina olduğunuz İngilizce metinler okumanın bir diğer yararı da, çokça sözlük kullanmadan kelimelerin veya ifadelerin anlamlarını tahmin edebilme avantajıdır. Çünkü konuyu biliyorsunuz ve bir çok kelime veya ifadenin anlamını olayın akışından çıkarabilirsiniz. Bu avantaj da, sizi, sık sık sözlüğe bakmaktan kurtarır. Çünkü sözlüğe çok sık bakmak gerçekten de okuyucuyu yorabiliyor.

Bu sebeple, internette gezinirken Türkiye ile ilgili İngilizce sitelerine, Türk yemeklerini, Türk ekonomisini vs. anlatan sayfalara, Türk atasözlerinin İngilizce karşılıklarını veren linklere veya Türkiye’de çıkan İngilizce gazetelere öncelik verin. Video sitelerine girip, tanıdık konularda İngilizce videolar seyredin. Mesela yemek yapmayı seven birisiyseniz, bu konuyla ilgili sayfaları okumaya ve bu konudaki videoları seyretmeye öncelik verin.

Bunların yararını çok geçmeden göreceksiniz.

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, February 17, 2008

İNGİLİZCE KONUŞULAN BİR ÜLKEDE OLMAK, İNGİLİZCE ÖĞRENEBİLMEK VE KONUŞABİLMEK İÇİN YETERLİ MİDİR? (55)




Yabancı dil öğrenimi konusunda bana danışan okurlarımın çoğunluğu yurt içinden olsalar da, son zamanlarda yurt dışından da bana danışanlar olmaktadır. Bu yazımda bir yabancı dili, konuşulduğu ülkede öğrenmeye çalışan okurlarıma bazı öneriler sunmak istiyorum.

Bir dili, konuşulduğu bir ülkede öğrenmenin avantajlı bir durum olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu avantajlardan yararlanmak için bazı şeylere dikkat etmek gerekiyor.

Birincisi, sokakta veya sosyal hayatta öğrenip-edindiğiniz İngilizcenin nitelik ve niceliğine güvenmeyin. Sokağın veya sosyal hayatın bir faydası, o dili duyumsamak ve kullanmak olabilir. Ama sosyal hayata hazırlanmış olarak girmezseniz, öğrenmekte olduğunuz dili konuşarak kullanmak ve konuşma becerinizi artırmak neredeyse imkânsız gibidir. Sokak veya sosyal hayat, dersane veya sınıf değildir. Bu iki kavram, sokak ve sosyal hayat, daha çok atölyeye benzerler, yani daha önceden öğrenmiş olduklarınızı uygulamaya koyup-pekiştirebilirsiniz. Ben de Paris’te Fransızca konuştum. Ama konuştuğum Fransızca cümleler, daha önce öğrenmiş olduklarımdı.

Sadece sosyal hayatın dil edinimi için yeterli olmadığını bana gösteren ve 2 yıldır Türkiye’de yaşamakta olan iki Uzak doğulu arkadaşım var. Bu arkadaşlarımın Türkçeleri hiç de iyi değildir. Çünkü Türk televizyonlarını veya Türk filmlerini seyretmezler. Türkçe kitap okuma alışkanlıkları da yoktur. Günlük hayatta edindikleri Türkçe “girdileri" de onların dil havuzlarını doldurmamakta ve dolayısıyla Türkçe “çıktı”ları, yani konuşma becerileri de gelişmemektedir. Dil konusunda, üretmek istediğinizden daha fazlasını öğrenmeniz ve edinmeniz gerekir.

Bunun tersine bir örnek de vermek isterim. Bir gün Amerika’dan bir misafirimiz gelmişti ve İngilizceyi çok güzel konuşuyordu. Öğrencilerim şöyle bir yorumda bulundular: “Amerika’dasınız ve böyle güzel İngilizce konuşmanız doğal.” Misafir bayanın cevabı ilginçti: “Sandığınız gibi değil. İngilizceyi ilerletmek, sokakta gezerek mümkün olmuyor. Ben her akşam televizyon seyrederim. Aksi hâlde, İngilizcem bu kadar gelişmezdi.”

Buradan çıkarılması gereken sonuç şudur: Bir dilin konuşulduğu ülkedeyseniz, günlük hayat içinde duyduklarınızla yetinmemeli ve günün belli bir kısmını o dilde okumalar yapmaya, radyo dinleyip, filmler seyretmeye ayırmalısınız. Bu etkinlikler, sizin dil öğreniminizde “kaldıraçlar” olacaklar ve İngiltere’de veya Amerika’da oluşunuzu avantajlı bir hâle getireceklerdir.

Bu arada özellikle gramer dersleri almak oldukça yararlıdır. Gramer bilgisi, okuduklarınızı ve duyduklarınızı daha kolay çözmenizi sağlar ve bu da öğrenmeyi, daha önemlisi edinmeyi hızlandırır. Çünkü beynimiz, çözebildiği ve anlamlandırabildiği şeyleri öğrenebilmektedir. Ayrıca hemen konuşmaya çalışmak yerine, daha çok dinlediklerinizi anlamaya ve öğrenmeye çalışmanız yerinde olacaktır.

Sadece sosyal hayatınızı sürdürerek de İngilizce öğrenebilirsiniz. Fakat bu hem uzun sürer, hem de çevrenizin belirlediği bir İngilizce öğrenip-edinmiş olursunuz. Sözgelimi sadece esnaflarla bir aradaysanız, onlar gibi İngilizce konuşursunuz. Konuyu size bir örnekle anlatmaya çalışayım.

2 yabancı vatandaşın Türkiye’ye geldiklerini ve birisinin bir lokantada garsonluk yaptığını ve akşamları uydudan sadece kendi ülkesinin televizyonlarını seyrettiğini, ama sözgelimi TRT televizyonu gibi bir Türk kanalını seyretmediğini düşünün. Diğer yabancı vatandaşınsa gündüzleri bir lokantada çalışmakla birlikte, akşamları TRT gibi bir kanalı seyrettiğini varsayın.

1 yıl sonra, bu iki yabancı vatandaştan hangisinin Türkçesi daha iyi olacaktır? Elbette akşamları TRT’yi seyreden kişinin Türkçesi daha çok gelişecektir. Bir de Türkçe yayın yapan radyoları dinleyip, zamnla Türkçe yayınlar da okumaya başladığını düşünün. Bu kişinin Türkçesi daha da hızlı gelişir. Ayrıca, TRT’yi seyreden kişinin Türkçesi, yerel bir Türkçe de olmayacak, Türkiye’de kullanılan resmî Türkçe olacaktır. Ama sadece lokantada çalışırken edindiği Türkçeyi öğrenen kişi, belki de, sözgelimi iç Anadolu da konuşulan Türkçe’yi öğrenecektir. Çünkü duymakta olduğu Türkçe odur.

İkincisi ayrıca, yurt dışında da olsanız, çevrenizin size sunduğu dil kalitesine değil, sizin seçtiğiniz bir dil kalitesine ulaşmayı hedeflemelisiniz. İngiltere’ye, Amerika'ya veya Kanada'ya kadargidip de, sözgelimi sadece çarşıda konuşulan İngilizceyi öğrenmek biraz düşük bir kazanım olmaz mı? Neden daha üst düzeyde bir İngilizce öğrenmeyesiniz?

Üçüncüsü, hedeflediğiniz kalitede bir İngilizce konuşan kişilere hayatınızda yer ayırmalısınız. O kalitede bir dilin konuşulduğu yerlerde bulunup, o dili içeren seminerler, radyo programları dinlemeli veya filmler seyretmelisiniz. “Türk vatandaşlarıyla zaman geçirmeyin veya Türk televizyonlarını seyretmeyin” demiyorum elbette, ama hedeflediğiniz dile hayatınızda yer açmalısınız.

Dördüncüsü ve belki de en önemlisi, yurt dışına dil öğrenmeye gitmeden önce, o dilde kendi ülkenizde belli bir seviyeye gelin. Yurt dışına belli bir seviyede dil becerisiyle donanmış olarak giderseniz, orada daha çok şey öğrenirsiniz ve yaptığınız masraflara değer. Aksi hâlde, kendi ülkenizde öğrenebileceğiniz şeyleri yurt dışında öğrenerek, hem para hem de zaman kaybedersiniz. Unutmayın yurt dışına ne kadar donanımlı giderseniz, orada da o kadar çok İngilizce-yabancı dil öğrenirsiniz. Ne yazık ki gerekli hazırlıkları yapmadan, sadece yabancı bir ülkeye giderek İngilizce öğrenme çabanız, bir hayal kırıklığı getirebilir.


Yukarda sözünü ettiğim ve birer “kaldıraç” işlevi gören çalışmaları yapmak şartıyla, İngiltere’de veya Amerika’da olmak İngilizce öğrenme konusunda büyük bir avantajdır.

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Tuesday, January 15, 2008

SADECE MESLEKÎ VE TEKNİK METİNLER OKUMAK VEYA DİNLEMEK YABANCI DİLİNİZİ GELİŞTİRİR Mİ? (54)



Yabancı dil ve özellikle İngilizce konusunda benden fikir alan kişilerden sıkça duyduğum bir şikâyeti sizinle de paylaşmak istiyorum: Bu şikâyet, aslında her gün İngilizce ile iç-içe oldukları hâlde, İngilizce konuşamamaları veya yazamamalarıdır.

Bu şikâyeti duyduğum zaman, onlara, cevabını tahmin ettiğim hâlde: “İngilizce ile içli-dışlı olmaktan neyi kastediyorsunuz?” sorusunu sorarım. Bana, her gün İngilizce yazışmalar veya İngilizce telefon görüşmeleri yaptıklarını söylerler. Tabii ki bir sonraki sorum da şu oluyor: “Bu yazışmaların veya telefon görüşmelerinin konuları nelerdir?” Gelen cevaplardan, üzerinde durdukları konuların sosyal hayatla değil, daha çok teknik ve meslekî konularla ilgili olduğunu anlıyorum. Bu tür şeyleri konuşmak, bazı terimlerin tekrarından başka bir şey olmadığından, genel anlamda İngilizcenin gelişmesini sağlamamaktadır. Başka bir deyişle, teknik terimleri veya belirli bir iş alanıyla ilgili İngilizce terimleri bilmek, kişinin, sosyal hayatla ilgili konuları içeren İngilizce metinleri veya konuşmaları anlayabilmelerini veya o konularla ilgili olarak konuşabilmelerini sağlamamaktadır ve sağlayamaz da.

Bir kişi felsefeci, sosyal bilimci, turizmci veya benzeri bir alandaysa, işiyle ilgili olarak kullandığı İngilizce sosyal işlevleri de yerine getirebilecek seviyede ve türde olabilir. Çünkü bunlar sosyal ve hayatla iç içe olan branşlardır. Ama kişi mühendis, eczacı, ithalat yazışmaları yapan birisi vs ise, o kişinin kullandığı İngilizce sadece meslekî terimlerden oluşur. Başka bir deyişle, kullandığı dil kısıtlı bir terimler topluluğudur ve aslında kişi “dijital” bir dil kullanmaktadır.

“Dijital dil” demek, içinde işitsel, dokunsal (dokunsal, kinetik vs) kelimelerin yani zarf, sıfat gibi kelime türlerinin geçmediği ve tasvirlerin yer almadığı yazılar veya konuşmalardır. Bu tür metinleri okumak veya konuşmaları dinlemek, yabancı dil bilginizin belli bir alanda gelişmesini sağlar, ama bu dili kullanarak sosyalleşemezsiniz. Bu da şaşırtıcı değildir.

Peki bu durumda ne yapmak gerekir? Yapılması gereken şey, yabancı dilde yazılmış hikâyeler, romanlar, biyografiler, röportajlar gibi metinler okumak veya bu tür sesli dokumanlar, radyo programları vs dinlemektir.

Bütün gün belli alanlarda İngilizce yazışmak veya konuşmak zorunda olsanız da, gün içindeki boşluklarda ve çalışma saatleri dışında sosyal hayata dair metinler okumalı veya sesli dokumanlar dinlemelisiniz. Bir kişinin sözgelimi oyuncak ithalatıyla ilgili konuları İngilizce konuşabilmesi bir avantajdır ama bu konuyla ilgili terimler, sizin sosyal hayatla ilgili konuları dile getirmeniz için yeterli değildir. İşadamları veya işkadınları, ortak çalışmalar yaptıkları kişilerle, ofis dışında bir araya gelmekte ve sosyal konuları da paylaşmaktadırlar ve bu insan tabiatının bir parçasıdır.

Bu sebeple benimle temasa geçen ve İngilizcesini geliştirmek isteyen herkese, dijital metinleri dinleyerek veya okuyarak ne anadillerini ne de yabancı dillerini geliştiremeyeceklerini anlatıyorum. Anadilimizden örnek vermek gerekirse, yabancı bir dostunuz sizden Türkçeyi nasıl geliştirebileceğini sorduğunda, herhalde ona sürekli olarak elektronik aletlerin kullanma kılavuzlarını okumayı önermezdiniz. Evet birkaç klavuz okumak da Türkçenin gelişimine katkıda bulunabilir, ama uzun vadede güzel bir Türkçeye sahip olmak istiyorsa, ünlü Türk hikâyecilerinin eserlerini okumasını önerirdiniz. Yabancı bir dili geliştirirken yapılması gereken şey de budur. Teknik veya meslekî metinler de İngilizcenize katkıda bulunsalar bile, İngilizcenizi geliştirmek konusunda sizi sürekli olarak besleyemezler.

Elbette yabancı dil öğrenirken hemen orijinal metinler dinleyemeyebilir veya okuyamayabilirsiniz. Ama düzeylendirilmiş ve içlerinde dijital bir dil değil canlı bir dil kullanılan hikâye kitaplarını okuyabilir veya bunların ses dosyalarını dinleyebilirsiniz. Özellikle ses dosyaları meşgul bir hayat süren kent insanını için her yerde kullanılabilecek araçlardır.

-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Saturday, December 22, 2007

TERCÜME YAPMAYI NEDEN SEVİYORUM? (53)

Tercüme yapmak, bir çok alanda olduğu gibi ancak uzun yıllar boyu ustalaşırsanız, maddi ödülü büyük olabilecek bir alandır. Çoğu İngilizce öğretmeni tercüme yapmak yerine ders vermeyi seçer. Zaten İngilizce ya da başka bir dili bildiğiniz için tercüme yapmazsınız, aynı zamanda bu işi sevmelisiniz de.

Ben tercüme alanındaki üstatlarımızın affına sığınarak, bu konudaki düşüncelerimi yazmak istiyorum.

Tercüme yapmak için, o konudaki gelirden daha başka beklentileriniz olmalıdır. Sadece para kazanmak için tercüme yapmak zordur. Bu bütün meslekler için geçerlidir diye düşünüyorum. Bir işi sadece geçinmek ya da keyif aldığınız başka bir sebep olmadan yapmak, insanın ruhunu soldurur kanısındayım. Ama sevdiğiniz bir işi de size bedava yaptırmak isteyenler çıkabilir. Buna karşı da dikkatli olun derim.

Tercüme yapmak için yabancı dile vakıf olmak gerektiği düşünülür. Bu doğru bir düşüncedir. Fakat yabancı dili iyi bilmek, tercüme sürecinin sadece bir parametresidir. Başka bir deyişle temellerinden sadece birisidir. Tercüme yapmak için ana dilinizi de iyi bilmeli ya da geliştirmelisiniz. Yabancı dilde okuduğunu ana dile dönüştüremeyen birisi tercüme de yapamaz. Bu açıdan tercüme yapmak, bir metni anlamaktan ve onu özetlemekten başka bir şeydir.

Bu konuda sahip olmanız gereken başka bir özellik de empati becerisidir. hem yazarı anlamalısınız hem de kendinizi okuyucunun yerine koyabilmelisiniz. Dolayısıyla tercümanlıkta yaş önemlidir. Çok genç birisi bazı metinleri tam olarak anlamayabilir. Evet metni anlar, ama hayat tecrübesi az olduğu için yazarın duygularını kavrayamayabilir. Okuyucu açısındansa şöyle bir durum vardır: Okuyucu sizin çevirisini yaptığınız eseri okurken yalnızdır. O halde cümleleriniz açık seçik olmalıdır. Bu da, hem dil kullanımından hem de noktalama işaretlerinin doğru/ ergonomik/ beynin çalışmasına uygun bir şekilde kullanılmasından geçer. Okuyucu, ifadeleri net olarak anlamalıdır. Fakat anladığını kavrayacak alt yapıya sahip olup- olmamak konusunda sorumluluk okuyucunundur.

Tercüme sürecinde en önemli nokta, tercüme ettiğiniz metni sevmeniz, onunla duygusal bir bağ kurmanızdır. Bu, insan olmanın gereğidir. Bu açıdan, ben, bir şekilde yakınlık duyduğum metinleri tercüme ederim. Sonuçta, ortaya çevrilmiş bir metinle birlikte, o metinden bana kalan bir şeyler olsun isterim. Bu kalan şeyler, belki gelişen bir İngilizce ve Türkçe, belki bir konuda yeni bilgiler , belki de yeni bakış açısı olur.

Tercüme yapan kişi sabrı öğrenir. Her gün “fare gibi” eseri kemirir. Tercüme de yararlı bir ilke de günlük hedefler belirleyerek çalışmaktır. Acele etmeden, sabırla gidersiniz ve bir gün kocaman bir kitap bitmiş olur.

Tercüme yaparken yazarlığınız da gelişir. Başkalarının ifadelerini ana dilinize çevirirken, zaman içinde kendi düşüncelerinizi yazı diline tercüme etme ve ifade etme tarzınız da berraklaşır.

Tercüme sürecinden önce, tercüme edeceğim kitabı okumaya ve kendime yakın yerler bulmaya çalışırım. O kitabın doğasına uygun olarak seçtiğim müzik parçası ya da parçaları, benim sessiz çalışmalarıma eşlik ederler. Sözgelimi son tercüme maceramda bana eşlik eden müzisyenler Kitaro ve Vangelis’ti. Çünkü tercüme ettiğim kitapların doğasına uygun düşüyorlardı.

Tercüme çalışmasının en güzel yanı da, kitap basıldığında çevirmen olarak kitabın içinde kendi adınızı görmektir. Bu sevincinizi belli etmemelisiniz. Yoksa o da alacağınız ücretin bir kısmı gibi düşünülebilir ve bedelden düşülebilir (!)

Tercüme ettiğim kitapları rahatlıkla öneririm. Çünkü önermeyeceğim kitabı çevirmem. Şükür ki bu lüksüm var. Ayrıca, kitabı ben yazmadığım için de hararetle tavsiye edişim yanlış anlaşılmaz.

Kitap Tercümanlığı, ne yazik ki değeri anlaşılmayan bir meslektir. Genellikle bu meslek, ciddî olarak takdir görmez ve tercümanların emeği ucuza satın alınmaya çalışılır. Bu yüzden piyasa, aşksız ve ucuza yapılmış olan tercümelerle dolar. Okuduğunuz tercüme kitapların çoğunda, adını koyamasanız da bir yavanlık, anlaşılmazlık olmasının veya yabancı bir dilin kokusunu hissetmenizin sebebi işte budur.

Tercüme yapmayı seviyorum, çünkü tercüme yapmak, bana sabrı öğreten, yabancı dil öğrenmeyi ve ana dilimi sevdiren üstatlarımdan biridir.

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Tuesday, December 18, 2007

NEDEN YABANCI DİL ÖĞRENİMİ KONUSUNDA, BU YAZILARI YAZIP BİLGİÇLİK YAPIYORUM? (52)




Yabancı dil ve özellikle İngilizce öğretimi ve öğrenimiyle ilgili sayfalara baktığınızda bir sürü kaynak veya dokuman görürsünüz. (Bunun için aşağıda link vermiş bulunmaktayım.) Fakat benim sayfamda durum böyle değil. Neden benim bu sayfamda sadece yazılar var ve durmadan “bilgiçlik” yapıyorum? Sizlere bu sorunun cevabını vermek isterim.

Yabancı dil öğrenen kişilerin, bazı diller dışında, kaynak bulma sorunu yoktur. Özellikle internetten her türlü kaynağı indirmek mümkündür. Hatta yabancı bir dili öğrenen kişilerin sıklıkla yaşadıkları bir sorun da şudur: Sınırsız sayıda kaynak içinde, bir oraya, bir buraya savrulurlar ve neye çalışacaklarını şaşırırlar. Çünkü asıl sorunlar, konuya bakış açısından doğarlar ve kaynakların kullanımı sırasında ortaya çıkarlar.

Zira kişilerin yabancı dil öğrenimi konusuna bakış açıları genellikle sağlıklı değildir ve hangi kaynakları, hangi beklentiyle kullanacaklarını bilmezler. Bunu bilmeleri de zordur. Çünkü günlük hayatlarının telaşı içinde, acil ve öncelikli işlerini yaparken, yabancı dil konusuna kafa yoramazlar. Bu konuda doğru cevapları getirecek olan doğru soruları sormak için de oturup-düşünmek, yani zaman harcamak lazımdır.

Bundan dolayı, benim sayfamda bir yığın kaynak yerine, yabancı dil öğrenimine nasıl bakmak gerektiğini anlatan ve hangi kaynakların kullanılması gerektiğinden söz eden yazılar vardır. Geri kalanını okuyucu zaten kendi başına çözebilir.

Ben her zaman öğrencinin düşünce tarzını ele alır, eğitime önce ordan başlarım. Bir insanın, bir konuya bakış açısı yanlışsa veya eksikse, çalışmaları tatsız bir serüvene dönüşür. Söz gelimi kişi, öğrenmesi gereken yabancı dili, ulaşmak istediği hedefleriyle, kendisi arasında bağ kuran bir köprü olarak değil de, hedefleriyle kendisi arasında duran sevimsiz bir engel olarak görüyorsa, o kişi yabancı dil öğrenemez. Böyle bir kişi, içinde neler olduğunu anlamadığı ve sevmediği bir yemeği yemeğe çalışır gibidir.

Başka bir örnek daha vermek gerekirse, sözgelimi kişi, gramer öğrendiği zaman, o yabancı dili konuşacağını sanıyorsa, yine başka bir hata yapmış olur. Gramer çok kıymetli bir anahtardır ve önemlidir ama aslında en önemli görevi ve işlevi, bizim diğer kaynakları anlamamızı ve edinmemizi sağlamaktır. Gramer öğrenmek, hedeflenen yabancı dili öğrenmek anlamına gelmez. Yukarda verdiğim ve kişinin yanlış düşünce tarzıyla hareket ettiği her iki durumda da, elindeki kaynaklar işe yaramazlar.

Bu sebepten ben bu sayfada, daha çok, kişilerin konuya sağlıklı bakmalarını sağlayacaklarına inandığım yazılar yayımlıyorum. Yoksa bu sayfayı binlerce kaynakla doldurup, daha çok ziyaretçi gelmesini sağlayabilirdim.

Benim yapmaya çalıştığım ve aldığım geribildirimlere göre de büyük ölçüde başardığım şey, birincisi insanlara ellerindeki kaynakları nasıl kullanacaklarını göstermektir. İkinci olarak da, bilmedikleri ve hatta küçümsedikleri bazı kaynakların onlara ne kadar yararlı olacaklarını anlatmaktır. (Filmler, ses dosyaları radyo vs.)

Ben size bir inşanın planını ve kullanılacak olan malzemelerin türünü ve kalitesini veriyorum. Çünkü yapı malzemeleri her yerde var ve bulabiliyorsunuz diye düşünüyorum.

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------