Monday, March 24, 2008

İNGİLİZCEYİ VEYA BAŞKA BİR YABANCI DİLİ KONUŞMAK İÇİN BİRAZ “PİŞKİN” OLMAK GEREKİR (59)




Bir önceki yazımda belirttiğim ve alt yapıya yönelik çalışmaları düzenli olarak yaptıysanız, İngilizce konuşmak konusunda teşebbüse geçebilirsiniz. Bu konuda bilmeniz gereken en önemli şey, her konuda olduğu gibi, bu konuda da başarının sadece bir sonuç değil, aynı zamanda bir süreç de olduğu gerçeğidir. Başka bir deyişle, istediğiniz düzeyde İngilizce veya başka bir yabancı dili konuşmak biraz zaman alır, ama yol boyunca da, bu sürecin avantajlarını yaşayabilirsiniz. 

Bence bu aşamada yapılması gereken şeyleri aşağıda veriyorum:

1. İngilizce konuşmak veya öğrenmek için değil, iletişim kurup, bir şeyler anlatmak veya bir şeyler öğrenmek için İngilizce dinleyin veya konuşun. Paylaşmaktan keyif aldığınız veya yarar gördüğünüz bir konuyla ilgili olarak iletişime geçtiğinizde, İngilizceyi korkusuzca konuşursunuz ve yanlış yapmaktan çekinmezsiniz.

2. Zaman içindeki hedefiniz, İngilizce konuşan herkesi (Amerikalı, İngiliz, İrlandalı, Çinli, Malezyalı vs.) anlayabilmek olsun. Bununla birlikte sizin İngilizceniz, dünyanın her tarafında anlaşılabilen bir İngilizce olmalıdır. Aksan yapmaya çalışmayın. Mesela kovboylar gibi konuşmaya özenmeyin! Çünkü kovboy İngilizcesi kırsal bölgelerde konuşulan İngilizcedir. Yani sizin konuşmakta olduğunuz İngilizce, herhangi bir İngilizin veya Amerikalının konuştuğu İngilizce değil, BBC veya CNN İngilizcesi, yani resmî İngilizce olmalıdır.

3. Yanlış yapmaktan çekinmemelisiniz. Herkes, İngilizce konuşurken yanlışlar yapar. Anadilimizi anlayıp-konuşurken de yanlışlar yaparız. Hatasız bir kişi olmak istiyorsanız, hiç bir şey yapmak istemiyorsunuz demektir. İdeal seviyeye ulaşmak konusunda yaşadığınız gerilimi ve endişeyi, film seyretme, ses dosyaları dinleyip, kitaplar okuma çabasına dönüştürün. Ama İngilizce konuşurken bu endişeyi rafa kaldırın.

4. Öncelikle yabancılarla diyaloğa geçin, ama ilk başlarda, daha çok dinleyin. Sorulara kısa cevaplar verin. “yabancı birisini bulmuşken, konuşayım” deyip, kendinizi “paralamayın.”

5. İngilizce bir diyaloga girdiğinizde oturumu yönetin. Yani muhatabınızı anlamadığınız zaman, daha ağır konuşmasını veya söylediklerini tekrar etmesini isteyin. Çünkü karşınızdaki kişi mizaç olarak hızlı konuşan birisi olabilir, aksanı farklı olabilir. Sizin onu anlamayışınız, belki İngilizceyle ilgili değil de, o andaki şartlar veya o kişinin tarzıyla ilgili olabilir. Hele hele ciddî konularda konuşurken, anlamadığınız cümleler veya kelimeler olursa, kesinlikle geçiştirmeyin, anlayana kadar sorun veya konuşmanızı dinlemekte olan bir başkasından yardım isteyin.

6. Yabancılarla her fırsatta iletişime geçin. Onlarla iletişim kurduğunuzda sürekli olarak konuşmanız gerekmez, onlara sorular sorup, dinleyebilirsiniz de. Yabancı dil konuşmak istiyorsanız, biraz rahat olmanız gerekir. Korkmayın sizi yargılamazlar veya ayıplamazlar.

7. Sunumlar hazırlayın ve bu sunumları kendi kendinize seslendirin. Yabancı dil öğrenmek, biraz “çılgın” bazen de pişkin olmamız olmayı gerektirir.

Zaman içinde İngilizceniz gittikçe gelişir. Anadiliniz gibi İngilizce konuşmak hedefiniz olsun. Ama bunun “zıplayarak güneşe dokunmak” kadar utopik bir şey olduğunu da unutmayın. Zaten kimse sizden anadiliniz gibi İngilizce konuşmanızı beklemiyor, akıcı ve anlaşılır bir İngilizce konuşmanızı bekliyorlar.

Kolay gelsin.

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Wednesday, March 05, 2008

İNGİLİZCE VEYA BAŞKA BİR YABANCI DİLİ KONUŞMAK İÇİN NASIL BİR ALTYAPIYA GEREK VARDIR? (58)




İngilizce konuşmak, biraz basketbolda skor yapmaya benzer. Başka bir deyişle basketbolda esas amaç, topu potadan geçirip, skor yapmak olsa da, oyuncuyu bu amaca götüren bir çok ön çalışma vardır. Basketbol antremanlarını gördüyseniz, sporcuların, sadece potanın karşısına geçip, değişik açılardan şutlar atmakla yetinmediklerini de görmüşsünüzdür. Mesela şınav çekerler ki, hiçbir sporcunun hiçbir maçta şınav çektiğini görmeyiz. Aynı yaklaşım İngilizce konuşmak için de geçerlidir.

İletişimsel yaklaşımın (Communicative Approach) Türkiye’de ve dünyada yanlış anlaşılmasıyla, dilin sadece konuşularak-iletişimle öğrenildiği düşüncesi hâkim olmuştur. Evet, çocuklar dili iletişimsel yolla öğrenirler, ama iletişim kurmak sadece konuşmak anlamına gelmez, çocuklar konuşmadan önce uzun bir dinleme, yani anlama süreci yaşarlar. Bunun anlamı şudur: Bebeğin konuşmadan çok önceleri etrafındaki insanları anlayabildiği gerçeğidir. Gerçekten de, anlamadan konuşmak, gerçekten de anlamsız bir “iletim” sürecidir, “iletişim” süreci değildir.

Şimdi basketbolda şut yüzdenizi artırmak için yapılan çalışmalar gibi, İngilizce konuşmak için gerekli olan hazırlayıcı çalışmalara bakalım:

1. Zihninizde İngilizce ile ilgili ve sizin de başrolde olduğunuz bir filminiz olmalıdır. Ben, düz cümlelerle dile getirdiğiniz bir amaçtan değil, gerçekten gördüğünüz bir filmden söz ediyorum. Sözgelimi, kendinizi yabancı bir ülkede Türkiye ile ilgili bir seminer verirken hayal edebilirisiniz.

2. Net hedefleriniz olmalıdır. “6. ayda şu düzeyde, 1 yılda şu düzeyde İngilizce konuşacağım” gibi.

3. Düzenli olarak İngilizce dersleri almalı veya kendi kendinize bir program dâhilinde çalışmalısınız. Gramer, daha çok, yabancı dildeki kaynakları çözmenize yarayan bir “decoder” yani şifre çözücü işlevi görecektir. Sadece gramer bildiğiniz için bir dili konuşamazsınız, bunu aklınızda tutun derim.

4. Bir konuşma klavuzu alıp cümleler ezberlemelisiniz. Ezber, yabancı dil öğreniminde, bütün sistemi oluşturamaz, ama oldukça yararlı ve işlevseldir. Ezberlediğiniz cümlelerin kaynakları filmler, kitaplar veya başka bir kaynak da olabilir. Cümle ezberinde önemli olan şey, önce hoşunuza giden veya doğrudan ihtiyaçlarınıza hitap eden cümleleri ezberlemektir. Ezberlediğiniz cümlelerin yapılarını bilmeniz gerekmez. Bir yandan gramer çalışıyor olduğunuz için, zamanla onların yapılarını da anlarsınız, başka bir deyişle tüme varım yöntemini kullanmış olursunuz. Bir turiste mesela: “How are you?” dediğiniz de size hemen cevap verir. Sizin kullandığınız cümlenin yapısını bilip-bilmemeniz onun için sorun değildir!

5. Hoşunuza giden kelimeleri ezberlemek çok yararlıdır. Bu konuda yine ilginizi çeken, öğrenmekten keyif aldığınız ve kişisel olarak ihtiyaç duyduğunuz veya bir şekilde ilgilendiğiniz kelimeleri ezberleyip öğrenmekte yarar var.

6. Gramer ve ezber çalışmalarınızı seviyelendirilmiş hikâye kitapları okuyup, seviyelendirilmiş hikâye kasetleri, CDler veya ses dosyaları dinleyerek desteklemelisiniz. Yoksa ezberleriniz “naftalin” gibi uçar-gider. Çimento kullanmadan bina yapmış olursunuz.

Başka kaynaklardan yararlansanız bile, düzeylendirilmiş araçlar, size mesafe aldığınızı gösterirler. Çünkü zamanla düzeyiniz yükselir ve ilerlediğinizi hisseder ve görürsünüz. İlerliyor olduğunuzu kendinizin anlaması, başkalarının söylemesinden daha iyidir.

7. Özellikle sinema filmlerinin tiryakisi olun. Sinema filmleri yabancı dil öğretiminde çok, ama çok yararlı araçlardır. Konu itibariyle sevdiğiniz veya ilgilendiğiniz filmleri tercih edin. Filmleri önceleri İngilizce dublaj ve Türkçe alt yazılı olarak seyredin. Siz altyazıyla ilgilenseniz de, zihniniz İngilizceyi edinir, merak etmeyin. Sonraları hem dublajı, hem de alt yazıyı İngilizce yaparsınız.

8. Daha çok, resmî İngilizceyi içeren kaynakları seyredip-dinleyin. Mesela BBC veya CNN gibi televizyonları ve İngilizce öğretimine dayalı kaynaklara önem verin. Kullandığınız kaynaklarda her zaman düzgün bir İngilizce olmayabilir. Ama bu kaynakları seçerken, bu konuda bilgisi olan birisine danışın. Mesela Benim paylaştığım kaynaklar, bu tür kaynaklardır. Resmî İngilizce içeren kaynakları dinlerken, okurken veya seyrederken, zihninizi daha da açık tutun. Zamanla hangi kaynakların daha düzgün İngilizce içerdiklerini anlayabilme beceriniz de gelişecektir.


Ezberlediğiniz veya öğrendiğiniz cümleler veya kelimeler, bütün ihtiyaçlarınıza cevap vermezler. Ama bu birikim sizin söylenenleri anlayabilmenizi ve zamanla yeni cümleler kurabilmenizi sağlarlar. Önceleri sadece soruları kısaca cevaplandırırsınız, ama zaman içinde uzun cevaplar vermeye, sorular sormaya veya hazırlıksız konuşmalara alışırsınız. Önceleri her şey zor görünür, ama sonraları gittikçe akıcı konuştuğunuzun farkına varırsınız.

Kolay gelsin.

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Friday, February 29, 2008

İNGİLİZCE KONUŞMAKLA, ATEŞTE YÜRÜMEK ARASINDAKİ BENZERLİK NEDİR? (57)


Bir zamanlar, üniversitede çalışırken Mehmet BORO adlı bir eğitimcinin okulumuzda bir seminer verip, ardından da ateşte yürüyeceğini duymuştum. Ben de bu seminere katıldım. Gitmemin sebebi, Mehmet Beyin ateşte yanmaksızın yürüyebilmesinden çok, bunu başkalarına öğretebiliyor olmasıydı.

Gerçekten de Mehmet BORO’nun kor hâlindeki ateşin üzerinde yürüdüğünü gördüm. Bu beyefendi, ateşin ötesinde bir kendinize veya başkalarına yararlar getirecek olan bir hedefi hayal edip, o hedefe ulaşmak için yürüdüğünü, bu sebepten dolayı ateşin onu yakmadığını ve bunu herkesin yapabileceğini söyledi. Şunu da sözlerine ekledi: “Gösteri yapmak için ateşte yürüdüğüm birkaç seferde ayaklarım yandı. Ama ateşin ötesinde bir hedef düşünerek, ona ulaşmak üzere ateşte yürüdüğümde ayaklarım yanmıyor” dedi.

Karateciler de aynı ilkeyle vuruş yaparlar. Çoğumuzun sandığının aksine, karatecilerin odaklandıkları şey, darbeyi indirdikleri cisim değil, onun ötesinde var olduğunu hayal ettikleri şeydir. Bir karateci, kırmak istediği tahtaya odaklandığı takdirde eli kırılabilir. Dolayısıyla karateciler, vurdukları şeye değil, onun ötesindeki bir şeye odaklanırlar ve o hayalî şeye vurmaya çalışırken, hayalleriyle kendileri arasındaki tahtayı da kırmış olurlar.

Aslında bu ilkeler, hayatın her yanında geçerlidir. Söz gelimi benim üniversiteyi kazanmam da böyle oldu. Üniversiteyi kazandıktan sonra, okuldaki sürecin de bir değer olduğunun farkına varmıştım. Yine de, sınav öncesinde, benim için üniversite sınavının ve üniversite hayatının ötesinde bir hedef vardı. O da eğitimci olmak ve başkalarının hayatlarında iz bırakabilmekti. Yoksa, (özellikle o yaşlarda) benim dünyamla veya değerlerimle herhangi bir ilişkisi olmayan ve beni nereye götüreceğini göremediğim herhangi bir çalışma sistemine sadık kalmak, benim için hem zor, hem de anlamsızdı.

Peki bütün bunların İngilizce konuşmakla, yazmakla veya anlamakla ilgisi nedir? Açıklayayım:

Çoğu kişi net bir hedefleri olmadan, sadece İngilizce konuşmak, yazmak veya dinlediğini anlamayı arzu ediyorlar. Başka bir deyişle, hedefsiz bir şekilde “ateşte yürümek” istiyorlar. Neden İngilizce konuşmak istediklerini sorduğunuzda, sözgelimi: “Tam olarak bilmiyorum ama İngilizce öğrenmem lazım sanırım” gibi cevaplar alıyorum.

Bu tür ifadelerin “ateşte yürümem lazım ama neden yürümem gerektiğini bilmiyorum” gibi bir ifadeden herhangi bir farkı yoktur. İngilizce, insanı ateş gibi yakar mı? Elbette hayır. Ama net bir hayaliniz olmazsa, bu dilin kendisine özgü farkları, grameri, düzensiz fiilleri ve bunlara benzer şeyler gözünüzde büyür ve süreç ateşte yürümekten farksız bir hâle gelir. Çünkü beyniniz ve kalbiniz, sizin hangi amaca hizmet ettiğinizi bilmediklerinden dolayı, size yardım da edemezler.

Peki: “İngilizce öğreniyorum, çünkü global bir dil” ifadesi net bir hayali içermekte midir? Ne yazık ki hayır! Net bir hayaliniz olması demek, zihninizde, İngilizce öğrenmek konusunda oldukça açık ve yine oldukça kişisel bir filmin oynaması demektir. Sözgelimi: “İngilizce konuşmak istiyorum, çünkü bir gün, konusu Türkiye olan İngilizce bir seminer vermek istiyorum” demeniz ve bu filmi zihninizde görmeniz gerekir. Yine, “İngilizce okuyabilmek ve anlayabilmek istiyorum, çünkü İngilizce kitaplar okuyup, kendimi geliştirmek istiyorum” gibi ifadeler net bir hayali anlatırlar.

Zihninizde net bir film oynadığında, beyniniz ve kalbiniz de size yardımcı olurlar. Ayrıca İngilizce’nin zorlukları veya İngilizce ile ilgisi olmayan ama öğrenme sürecinizi etkileyen diğer güçlükler, sizi “ateş” gibi yakmazlar. Aksine sizi hayalinize götüren bir yolu önünüze sererler.

75 yaşındaki bir bayanın Fransızcayı nasıl öğrendiğiyle ilgili bir yazı okumuştum. Bu bayanın ortaya koyduğu başarının sırrı, Paris’i görme arzusuydu. Sadece Fransızca öğrenmek için değil, bir gün Paris’e gitmek ve orada rastladığı kişilerle iletişim kurmak için Fransızca öğrenmişti.

Bunları anlattığım öğrencilerimden birisi, bana daha sonra yaşadığı ilginç bir olayı anlattı. Önceleri konuşmaktan çekinen bu öğrencim, turistlerle karşılaşmış ve onların bir konuda bilgiye ihtiyaçları olduğunu anlamış. Turistlerin bilgi istedikleri konunun, öğrencimin de ilgilendiği bir alan olmasından dolayı, öğrencim hemen konuşmaya başlamış. İngilizce konuşmak için değil, iletişim kurmak ve turistlere yardımcı olma amacıyla konuştuğu için aslında İngilizceyi kullandığının farkında bile olmamış ve oldukça da rahat bir şekilde İngilizce konuşmuş kurmuş.

Bir başka öğrencim de İngilizce konuşmak konusunda bir türlü harekete geçemiyordu. Onunla konuştuğumda, aslında yabancılarla paylaşmayı düşündüğü bir konu olmadığını anladım ve bu düşüncemi ona ilettiğimde, o da bana hak verdi. Paylaşmak istediği bir şey olmayınca, İngilizce konuşmak insana, daha doğrusu insanın beynine ve kalbine anlamsız gelmektedir. Daha önce de belirttiğim gibi, beyin ve kalp, net olmayan hedefler konusunda bize pek yardımcı olamazlar.

Dolayısıyla İngilizce konuşmayı değil, İngilizceyi kullanarak iletişim kurup, bir hayalinize ulaşmayı hedefleyin. Aksi hâlde, sizi gerçekten zor bir sürecin beklediğini söyleyebilirim.

Ne demişler: “Hayalsiz çalışmak, narkozsuz diş çektirmeye benzer.”

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Friday, February 22, 2008

İNGİLİZCE ÖĞRENİRKEN, TANIDIK KONULAR İÇEREN METİNLERDEN, FİLMLERDEN, VEYA SESLİ DOKUMANLARDAN YARARLANMANIN AVANTAJLARI (56)





İngilizce öğrenirken, okumak, dinlemek ve seyretmek çok önemlidir. Ne gariptir ki, kitap okuma alışkanlığı çok az olan ve eğlenmek için radyo, sinema, müzik ve televizyon gibi araçları çokça kullanan “yurdum” insanı, yabancı dil öğrenmeye gelince, birden kitapsever olup, gramer kitaplarına sarılır ve başka araç da tanımaz!

Bendeniz yıllarca, dersanelerin görsel, işitsel ve yazılı kaynaklar bulundurmaları konusunda her yerde mücadele etmiş bir insanım. Çünkü öğrenciler günlük hayatın içinde kaynak arayamazlar ve ben de bir internet kurdu olduğum hâlde, öğrencileri sadece bilgisayarın karşısında öğrenmek zorunda kalmaya mahkum etmek istemem. Bir insanın günlük hayatının her yerinde sürdürebileceği aralıksız öğrenme sürecini, akşamları bilgisayar karşısındaki birkaç saate indirgemek istemiyorum. Birkaç saat diyorum ama bu da her zaman mümkün olmaz. Öğrenci yorgun olduğunda, misafiri geldiğinde veya buna benzer sebeplerden dolayı o saatler de iptal edilebilir.


Benim yabancı dil öğrenirken gramer öğrenmeyi ne kadar önemsediğimi bu sayfayı inceleyen herkes bilir. Fakat sadece gramerle dil öğrenmeye çalışmak, dekoderi televizyona bağlamadan şifreli yayın seyretmeye çalışmak gibidir. Gramer bilgisi, iyi bir anahtardır ve bir düzeye kadar cümle kurmanızı da sağlayabilen bir araçtır. Bununla birlikte, gramer bilgisinin temel işlevi, dil edinimini sağlayan filmler, ses dosyaları ve hikâye kitapları gibi kaynakları anlaşılır hâle getirmektir. Çünkü beyin, anlayıp-çözebildiği bilgileri öğrenip-sahiplenebilmektedir. Öncelikle duyup-edindiğinizi cümleleri yerli-yerince kullanırsınız. Sonra da bu cümlelerden yeni cümleler türetip, duruma uygun olarak kullanma beceriniz gelişmeye başlar.

İngilizce öğrenmek için kullandığınız kaynakların aşina olduğunuz içeriklere sahip olmaları, metnin veya konuşmanın daha kolay anlaşılmasını ve dil öğelerinin daha kolay edinilmesini sağlar. Mesela kendkendineingilizce@yahoogroups.com e-grubuna, zaman zaman, Nasreddin Hoca fıkralarının İngilizce versiyonları, Türk atasözlerinin İngilizce karşılıklarını veren linkler ve benzerlerini gönderiyorum. Bunun sebebi, kültür olarak içeriğine vakıf olduğunuz metinlerden ve araçlardan dil edinimi sağlamanın daha kolay olmasıdır.

Yine öğrencilerime, Türkiye’de çıkan İngilizce gazeteler, ilgilendikleri bir konuyla ilgili dergiler okumalarını da öneririm. Çünkü Türkiye’de çıkan İngilizce gazetelerde Türkiye ile ilgili ve sizin aşina olduğunuz haberler bulunmaktadır. Sözgelimi ilgilendiğiniz bir hobiyle ilgili olarak okumalar veya dinlemeler yapmanız da büyük avantajlar sağlar. Çünkü konuyla zaten ilgileniyor olmanız, metni daha rahat anlamanızı ve İngilizceyi daha rahat geliştirmenizi sağlar.

İçeriklerine kişisel olarak veya kültürel anlamda aşina olduğunuz İngilizce metinler okumanın bir diğer yararı da, çokça sözlük kullanmadan kelimelerin veya ifadelerin anlamlarını tahmin edebilme avantajıdır. Çünkü konuyu biliyorsunuz ve bir çok kelime veya ifadenin anlamını olayın akışından çıkarabilirsiniz. Bu avantaj da, sizi, sık sık sözlüğe bakmaktan kurtarır. Çünkü sözlüğe çok sık bakmak gerçekten de okuyucuyu yorabiliyor.

Bu sebeple, internette gezinirken Türkiye ile ilgili İngilizce sitelerine, Türk yemeklerini, Türk ekonomisini vs. anlatan sayfalara, Türk atasözlerinin İngilizce karşılıklarını veren linklere veya Türkiye’de çıkan İngilizce gazetelere öncelik verin. Video sitelerine girip, tanıdık konularda İngilizce videolar seyredin. Mesela yemek yapmayı seven birisiyseniz, bu konuyla ilgili sayfaları okumaya ve bu konudaki videoları seyretmeye öncelik verin.

Bunların yararını çok geçmeden göreceksiniz.

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, February 17, 2008

İNGİLİZCE KONUŞULAN BİR ÜLKEDE OLMAK, İNGİLİZCE ÖĞRENEBİLMEK VE KONUŞABİLMEK İÇİN YETERLİ MİDİR? (55)




Yabancı dil öğrenimi konusunda bana danışan okurlarımın çoğunluğu yurt içinden olsalar da, son zamanlarda yurt dışından da bana danışanlar olmaktadır. Bu yazımda bir yabancı dili, konuşulduğu ülkede öğrenmeye çalışan okurlarıma bazı öneriler sunmak istiyorum.

Bir dili, konuşulduğu bir ülkede öğrenmenin avantajlı bir durum olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu avantajlardan yararlanmak için bazı şeylere dikkat etmek gerekiyor.

Birincisi, sokakta veya sosyal hayatta öğrenip-edindiğiniz İngilizcenin nitelik ve niceliğine güvenmeyin. Sokağın veya sosyal hayatın bir faydası, o dili duyumsamak ve kullanmak olabilir. Ama sosyal hayata hazırlanmış olarak girmezseniz, öğrenmekte olduğunuz dili konuşarak kullanmak ve konuşma becerinizi artırmak neredeyse imkânsız gibidir. Sokak veya sosyal hayat, dersane veya sınıf değildir. Bu iki kavram, sokak ve sosyal hayat, daha çok atölyeye benzerler, yani daha önceden öğrenmiş olduklarınızı uygulamaya koyup-pekiştirebilirsiniz. Ben de Paris’te Fransızca konuştum. Ama konuştuğum Fransızca cümleler, daha önce öğrenmiş olduklarımdı.

Sadece sosyal hayatın dil edinimi için yeterli olmadığını bana gösteren ve 2 yıldır Türkiye’de yaşamakta olan iki Uzak doğulu arkadaşım var. Bu arkadaşlarımın Türkçeleri hiç de iyi değildir. Çünkü Türk televizyonlarını veya Türk filmlerini seyretmezler. Türkçe kitap okuma alışkanlıkları da yoktur. Günlük hayatta edindikleri Türkçe “girdileri" de onların dil havuzlarını doldurmamakta ve dolayısıyla Türkçe “çıktı”ları, yani konuşma becerileri de gelişmemektedir. Dil konusunda, üretmek istediğinizden daha fazlasını öğrenmeniz ve edinmeniz gerekir.

Bunun tersine bir örnek de vermek isterim. Bir gün Amerika’dan bir misafirimiz gelmişti ve İngilizceyi çok güzel konuşuyordu. Öğrencilerim şöyle bir yorumda bulundular: “Amerika’dasınız ve böyle güzel İngilizce konuşmanız doğal.” Misafir bayanın cevabı ilginçti: “Sandığınız gibi değil. İngilizceyi ilerletmek, sokakta gezerek mümkün olmuyor. Ben her akşam televizyon seyrederim. Aksi hâlde, İngilizcem bu kadar gelişmezdi.”

Buradan çıkarılması gereken sonuç şudur: Bir dilin konuşulduğu ülkedeyseniz, günlük hayat içinde duyduklarınızla yetinmemeli ve günün belli bir kısmını o dilde okumalar yapmaya, radyo dinleyip, filmler seyretmeye ayırmalısınız. Bu etkinlikler, sizin dil öğreniminizde “kaldıraçlar” olacaklar ve İngiltere’de veya Amerika’da oluşunuzu avantajlı bir hâle getireceklerdir.

Bu arada özellikle gramer dersleri almak oldukça yararlıdır. Gramer bilgisi, okuduklarınızı ve duyduklarınızı daha kolay çözmenizi sağlar ve bu da öğrenmeyi, daha önemlisi edinmeyi hızlandırır. Çünkü beynimiz, çözebildiği ve anlamlandırabildiği şeyleri öğrenebilmektedir. Ayrıca hemen konuşmaya çalışmak yerine, daha çok dinlediklerinizi anlamaya ve öğrenmeye çalışmanız yerinde olacaktır.

Sadece sosyal hayatınızı sürdürerek de İngilizce öğrenebilirsiniz. Fakat bu hem uzun sürer, hem de çevrenizin belirlediği bir İngilizce öğrenip-edinmiş olursunuz. Sözgelimi sadece esnaflarla bir aradaysanız, onlar gibi İngilizce konuşursunuz. Konuyu size bir örnekle anlatmaya çalışayım.

2 yabancı vatandaşın Türkiye’ye geldiklerini ve birisinin bir lokantada garsonluk yaptığını ve akşamları uydudan sadece kendi ülkesinin televizyonlarını seyrettiğini, ama sözgelimi TRT televizyonu gibi bir Türk kanalını seyretmediğini düşünün. Diğer yabancı vatandaşınsa gündüzleri bir lokantada çalışmakla birlikte, akşamları TRT gibi bir kanalı seyrettiğini varsayın.

1 yıl sonra, bu iki yabancı vatandaştan hangisinin Türkçesi daha iyi olacaktır? Elbette akşamları TRT’yi seyreden kişinin Türkçesi daha çok gelişecektir. Bir de Türkçe yayın yapan radyoları dinleyip, zamnla Türkçe yayınlar da okumaya başladığını düşünün. Bu kişinin Türkçesi daha da hızlı gelişir. Ayrıca, TRT’yi seyreden kişinin Türkçesi, yerel bir Türkçe de olmayacak, Türkiye’de kullanılan resmî Türkçe olacaktır. Ama sadece lokantada çalışırken edindiği Türkçeyi öğrenen kişi, belki de, sözgelimi iç Anadolu da konuşulan Türkçe’yi öğrenecektir. Çünkü duymakta olduğu Türkçe odur.

İkincisi ayrıca, yurt dışında da olsanız, çevrenizin size sunduğu dil kalitesine değil, sizin seçtiğiniz bir dil kalitesine ulaşmayı hedeflemelisiniz. İngiltere’ye, Amerika'ya veya Kanada'ya kadargidip de, sözgelimi sadece çarşıda konuşulan İngilizceyi öğrenmek biraz düşük bir kazanım olmaz mı? Neden daha üst düzeyde bir İngilizce öğrenmeyesiniz?

Üçüncüsü, hedeflediğiniz kalitede bir İngilizce konuşan kişilere hayatınızda yer ayırmalısınız. O kalitede bir dilin konuşulduğu yerlerde bulunup, o dili içeren seminerler, radyo programları dinlemeli veya filmler seyretmelisiniz. “Türk vatandaşlarıyla zaman geçirmeyin veya Türk televizyonlarını seyretmeyin” demiyorum elbette, ama hedeflediğiniz dile hayatınızda yer açmalısınız.

Dördüncüsü ve belki de en önemlisi, yurt dışına dil öğrenmeye gitmeden önce, o dilde kendi ülkenizde belli bir seviyeye gelin. Yurt dışına belli bir seviyede dil becerisiyle donanmış olarak giderseniz, orada daha çok şey öğrenirsiniz ve yaptığınız masraflara değer. Aksi hâlde, kendi ülkenizde öğrenebileceğiniz şeyleri yurt dışında öğrenerek, hem para hem de zaman kaybedersiniz. Unutmayın yurt dışına ne kadar donanımlı giderseniz, orada da o kadar çok İngilizce-yabancı dil öğrenirsiniz. Ne yazık ki gerekli hazırlıkları yapmadan, sadece yabancı bir ülkeye giderek İngilizce öğrenme çabanız, bir hayal kırıklığı getirebilir.


Yukarda sözünü ettiğim ve birer “kaldıraç” işlevi gören çalışmaları yapmak şartıyla, İngiltere’de veya Amerika’da olmak İngilizce öğrenme konusunda büyük bir avantajdır.

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Tuesday, January 15, 2008

SADECE MESLEKÎ VE TEKNİK METİNLER OKUMAK VEYA DİNLEMEK YABANCI DİLİNİZİ GELİŞTİRİR Mİ? (54)



Yabancı dil ve özellikle İngilizce konusunda benden fikir alan kişilerden sıkça duyduğum bir şikâyeti sizinle de paylaşmak istiyorum: Bu şikâyet, aslında her gün İngilizce ile iç-içe oldukları hâlde, İngilizce konuşamamaları veya yazamamalarıdır.

Bu şikâyeti duyduğum zaman, onlara, cevabını tahmin ettiğim hâlde: “İngilizce ile içli-dışlı olmaktan neyi kastediyorsunuz?” sorusunu sorarım. Bana, her gün İngilizce yazışmalar veya İngilizce telefon görüşmeleri yaptıklarını söylerler. Tabii ki bir sonraki sorum da şu oluyor: “Bu yazışmaların veya telefon görüşmelerinin konuları nelerdir?” Gelen cevaplardan, üzerinde durdukları konuların sosyal hayatla değil, daha çok teknik ve meslekî konularla ilgili olduğunu anlıyorum. Bu tür şeyleri konuşmak, bazı terimlerin tekrarından başka bir şey olmadığından, genel anlamda İngilizcenin gelişmesini sağlamamaktadır. Başka bir deyişle, teknik terimleri veya belirli bir iş alanıyla ilgili İngilizce terimleri bilmek, kişinin, sosyal hayatla ilgili konuları içeren İngilizce metinleri veya konuşmaları anlayabilmelerini veya o konularla ilgili olarak konuşabilmelerini sağlamamaktadır ve sağlayamaz da.

Bir kişi felsefeci, sosyal bilimci, turizmci veya benzeri bir alandaysa, işiyle ilgili olarak kullandığı İngilizce sosyal işlevleri de yerine getirebilecek seviyede ve türde olabilir. Çünkü bunlar sosyal ve hayatla iç içe olan branşlardır. Ama kişi mühendis, eczacı, ithalat yazışmaları yapan birisi vs ise, o kişinin kullandığı İngilizce sadece meslekî terimlerden oluşur. Başka bir deyişle, kullandığı dil kısıtlı bir terimler topluluğudur ve aslında kişi “dijital” bir dil kullanmaktadır.

“Dijital dil” demek, içinde işitsel, dokunsal (dokunsal, kinetik vs) kelimelerin yani zarf, sıfat gibi kelime türlerinin geçmediği ve tasvirlerin yer almadığı yazılar veya konuşmalardır. Bu tür metinleri okumak veya konuşmaları dinlemek, yabancı dil bilginizin belli bir alanda gelişmesini sağlar, ama bu dili kullanarak sosyalleşemezsiniz. Bu da şaşırtıcı değildir.

Peki bu durumda ne yapmak gerekir? Yapılması gereken şey, yabancı dilde yazılmış hikâyeler, romanlar, biyografiler, röportajlar gibi metinler okumak veya bu tür sesli dokumanlar, radyo programları vs dinlemektir.

Bütün gün belli alanlarda İngilizce yazışmak veya konuşmak zorunda olsanız da, gün içindeki boşluklarda ve çalışma saatleri dışında sosyal hayata dair metinler okumalı veya sesli dokumanlar dinlemelisiniz. Bir kişinin sözgelimi oyuncak ithalatıyla ilgili konuları İngilizce konuşabilmesi bir avantajdır ama bu konuyla ilgili terimler, sizin sosyal hayatla ilgili konuları dile getirmeniz için yeterli değildir. İşadamları veya işkadınları, ortak çalışmalar yaptıkları kişilerle, ofis dışında bir araya gelmekte ve sosyal konuları da paylaşmaktadırlar ve bu insan tabiatının bir parçasıdır.

Bu sebeple benimle temasa geçen ve İngilizcesini geliştirmek isteyen herkese, dijital metinleri dinleyerek veya okuyarak ne anadillerini ne de yabancı dillerini geliştiremeyeceklerini anlatıyorum. Anadilimizden örnek vermek gerekirse, yabancı bir dostunuz sizden Türkçeyi nasıl geliştirebileceğini sorduğunda, herhalde ona sürekli olarak elektronik aletlerin kullanma kılavuzlarını okumayı önermezdiniz. Evet birkaç klavuz okumak da Türkçenin gelişimine katkıda bulunabilir, ama uzun vadede güzel bir Türkçeye sahip olmak istiyorsa, ünlü Türk hikâyecilerinin eserlerini okumasını önerirdiniz. Yabancı bir dili geliştirirken yapılması gereken şey de budur. Teknik veya meslekî metinler de İngilizcenize katkıda bulunsalar bile, İngilizcenizi geliştirmek konusunda sizi sürekli olarak besleyemezler.

Elbette yabancı dil öğrenirken hemen orijinal metinler dinleyemeyebilir veya okuyamayabilirsiniz. Ama düzeylendirilmiş ve içlerinde dijital bir dil değil canlı bir dil kullanılan hikâye kitaplarını okuyabilir veya bunların ses dosyalarını dinleyebilirsiniz. Özellikle ses dosyaları meşgul bir hayat süren kent insanını için her yerde kullanılabilecek araçlardır.

-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------