Friday, December 19, 2008

Filmlerle ve Dizilerle İngilizce - Yabancı Fil Öğrenebilir miyiz?



"Filmlerle ve Dizilerle İngilizce - Yabancı Fil Öğrenebilir miyiz?" adlı yazım AsmaAltı Yayınevinden çıkmış bulunan "Çay Saati İçin Hafif Yazılar" adlı kitabıma taşınmıştır.


-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Monday, December 01, 2008

İNGİLİZCE ÖĞRENMEK KONUSUNDA SAHİP OLDUĞUMUZ BUNCA İMKAN İÇİNDE BİRAZ ŞIMARIYOR MUYUZ NE? (65)



Bir keresinde babamın kitaplarından birisi elime geçmişti. Bu, İngilizce “öğrettiğini” iddia eden bir kitaptı. Kitaba sevgiyle, ama biraz da gülümseyerek bakmaktan kendimi alamadım. Çünkü kitabın bugün yabancı dil öğretiminde kullanılan kitaplar ve diğer araç-gereçlerle ilgisi veya benzerliği yoktu. Eser, tamamen gramer öğretimine dayalı, içinde bir tek resim bile bulunmayan, sadece listelerden ve çizelgelerden oluşan bir kitaptı.

Günümüzdeyse, İngilizce öğrenmek isteyenler, her türlü görsel ve işitsel desteğe sahipler. Örnek olarak benim bu sıralar kullandığım bir kitaptan söz edeyim size: “Face2Face” adlı bu İngilizce öğretim kitabı, sosyal ve güncel konular içeren, bol resimli, alıştırmalarla, ek çalışmalarla ve diğer yardımcı bölümlerle dolu bir kitap. Ayrıca CD-ROM ile ve ses CD’leri ile desteklenmiş ve ana ders kitaba paralel bir içeriğe sahip olan bir DVD’si de var. Öğretmen kitabındaki diğer dokumanları da bu listeye ekleyebiliriz.

Bütün bunların yanı sıra, öğrencilerimize durumlarına ve ihtiyaçlarına göre internet siteleri, linkler, videolar önerebiliyoruz. Görsel ve işitsel olarak, kendi evlerinde, ofislerinde veya ulaşım araçlarında İngilizce öğrenebilmeleri için kullanabilecekleri bir sürü araç ve gereç tavsiye edebiliyoruz. Bu araçların hepsini kullanmaları gerekmiyor. Söylemek istediğim şu: Bugün öğrenciler, kendi algılarına uyan en az bir veya iki araç bulabilirler. Tabi ki, doğru yönlendirilirlerse ve yabancı dil öğrenmek konusunda ciddi bir tutuma sahiplerse.

Peki bunca araç ve gerecin varlığı ne gibi sonuçlar doğuruyor? Birincisi öğrencinin rehberi yoksa öğrencinin kafası karıştıyor. İkincisi bunların çokluğu öğrenciyi şımartıyor. “Ses dosyaları yetmez DVD de isterim” vs gibi tavırlara giriyorlar. “Yoksunluk kültürü” ortaya çıkıyor. İnsanlar ellerindeki araçları daha verimli kullanmak yerine, “şu da olsa daha iyi olurdu, bu da olsa daha iyi olurdu” gibi cümleler kuruyorlar.

Mesela bizim nesil İngilizce öğrenirken, ders dışında kullanabileceğimiz araçlar bu kadar zengin bir çeşide sahip değillerdi. Kitaplar, kasetler ve belki videolar vardı. O dönemde Türkiye’de interneti tanıyan fazla insan da yoktu. Evet ben lise sonda yani bundan 22 sene önce bilgisayar kursuna gitmiştim ve başarıyla da bitirmiştim, ama daha sonra çevremde kimse bana bu konuda ilerleyebileceğimi söylememişti. Belki bilgisayar dünyasının ne denli gelişeceğini onlar da akıl edememişlerdi.

Ama İngilizce öğrendiğim dönemlerde, hikâye kitaplarını keşfetmek veya İngilizce Konsolosluğu kütüphanesinden radyo tiyatroları alıp-dinleyebiliyor olmak beni mutlu ediyordu. Öğrencilik dönemimde mutfakta yemek yaparken veya bulaşık yıkarken İngilizce kasetler dinlemek bana keyif veriyordu. Üniversitedeki ilk yılımda mutfakta, otobüslerde veya odamda çok kaset dinlemiştim. Bu kasetleri dinlemiş olmak, İngilizcemi o kadar etkilemişti ki, ertesi yıl derslerin birisinde ben birkaç cümlelik bir konuşma yaptıktan sonra, hocam bana “yaz tatilinde İngiltere’ye mi gittin?” diye sormuştu. Hâlbuki bu gelişim, yaz tatilinde İngiltere’ye gitmekle olacak şey değildi. Çünkü ortalama günde 1 veya 1,5 saat, hatta daha fazla süre İngilizce kasetler dinlemiştim ve dinlemeye de devam ediyordum. Bu da 1 yılda yaklaşık 400 saat etmişti. İngiltere’de 3 ay kaldığınızda bu kadar çok İngilizce duyamazsınız. 1 yıl da kalsanız, TV seyredip radyo dinlemezseniz, bu kadar İngilizce konuşmayı duymanız yine de mümkün değildir. Hocamızı yanıltan esas konu, benim İngilizcemdeki gelişimi, çok pratik yapmış olmama bağlamasıydı, hâlbuki esas etken, aşağı-yukarı 400 saatlik bir süreyi dolduracak şekilde İngilizce radyo tiyatroları, seminerler vs dinlemiş olmamdı.

Şimdi ise öğrenciler, biraz “dağılmış” durumdadırlar. Evine misafir odası takımı alan, ama o odayı ailece kullanmayan kişiler gibi davranıyorlar. Ellerinde bir sürü cihaz, ara-gereç ve kitap var. Ama bir kaçına sıkıca sarılıp devam etmek yerine, bir oraya bir buraya savruluyorlar. Hâlbuki ders kitaplarına çalışıp, günde birkaç saat İngilizce ses dosyaları dinleseler veya hafta birkaç film seyretseler, birkaç ay sonra farkı görecekler. Fakat insanlar büyük zıplamalar aradıkları için, sebatla ve ısrarla atılan küçük adımların ne kadar büyük sonuçlar verdiklerini gözden kaçırıyorlar.

O kadar dağıtmaya gerek yok. Küçük görünen şeyleri alışkanlık hâline getirin. Her gün bir kaç sayfa İngilizce hikâye kitabı okumak veya Ipodunuza veya cep telefonunuza yüklediğiniz İngilizce hikâyeleri, seminerleri dinlemek size büyük bir açılım sağlayabilir. Bir öğrencim İngilizce şarkı sözlerini çözmeye meraklıydı. O şekilde İngilizcesini çok güzel bir şekilde ilerlettiğini biliyorum.

Yeter ki size uyan bir yol bulun ve devam edin. Size uyan yol, film seyretmek, gazete veya internet sitelerini okumak, karikatür okumak veya ses dosyaları dinlemek olabilir. Bunlardan bir kaçını birden de yapabilirsiniz. Yeter ki yoksunluk kültürünü bırakın, elinizdeki araçların kıymetini bilin ve sürekli ve düzenli olarak aynı şeyleri yapın.

Bakalım neler olacak?

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Saturday, July 19, 2008

KİTABI ÇIKMIŞ OLAN BİR YAZAR, DOSTLARINDAN, ARKADAŞLARINDAN VE ÖĞRENCİLERİNDEN NE BEKLER?


Arkadaşlarım, dostlarım veya öğrencilerim bana kitap satışlarının nasıl gittiğini soruyorlar. Ben de “iyi gidiyor” diyorum. Hâliyle mutlu oluyorlar. Bana kitabım hakkında bu soruyu soranların çoğu kitabımı almış oluyorlar. Fakat bazıları da kitaptan haberleri olduğu hâlde, kitabımı almamış bulunuyorlar. Ama her nasılsa kitabımın çok satmasını can-ı gönülden istiyorlar! Kitabımın iyi sattığı haberiyle yaşadıkları mutluluk, onlara kendi olası katkılarını unutturuyor. “Nasılsa kitap satılıyor, ben kitabı almasam da olur” hissine kapılıyorlar.
Onlarla aramızdaki hukuk açısından bakarsak, bu durum bana “şaka gibi” geliyor ve bana bu şaka yapıldığında, şakayı yapan kişiye yukarıdaki resimdeki gibi bakmaya başlıyorum!

Başka bir deyişle bu, bir çiçeğin büyümesini yürekten istediğini söylemek, ama ona bir damla su vermemek gibi bir şey! Halbuki bu kitap-çiçek çok su götürür!

İnsanların daha iyiye gitmesini istedikleri bir konuda, aslında katılımcı olabileceklerini unutmaları nadir bir olay değil. Bunu her yerde görebiliriz. Bir konuyu geliştirebilecek kişilerden birisi olduğumuz hâlde, kendi rolümüzü nedense unuturuz veya kendi katkımızı önemsiz görürüz. İyi bir şeyin gelişimine katkıda bulunmak, sanki başkalarının görevi gibi gelir. Halbuki, sizin attığınız veya atacağınız adım da çok önemlidir.

Kendisiyle sohbet ederek saatlerinizi harcamaya hazır olduğunuz birisinin kitabını almıyorsanız, aklıma şu gelir: Paranız zamanınızdan daha kıymetli demektir. Bu da bir dostunuz olarak beni kendi adıma değil, sizin adınıza üzer. Çünkü zaman paradan kıymetlidir. Dolayısıyla bu düşünce tarzına ulaşmış olmanızı veya en yakın zamanda ulaşmanızı diliyorum.

Elbette paranızı saçıp-savurun demiyorum. Bu hiç de akıllıca bir öneri olmaz. Ama bir yazarın iyi niyet ve temennilere ihtiyacı olduğu kadar, tirajı yüksek kitaplara da ihtiyacı vardır. Burada temel ilke şudur: Benim fikirlerimin başkalarına yararlı veya bir şekilde kazanım olduklarına inanmalısınız. Tavsiyedeki samimiyetin temel göstergeleri şunlardır: Tavsiye edilen ürünün, hizmetin veya eserin yararlı olduğuna inanmanız ve onu kullanmak üzere para harcamanız. Unutmayın insanlar güzel konuşmalardan değil, yaptıklarınızdan etkileniyorlar ve sizler de öylesiniz!

Türkiye pazarına kısa bir zaman önce girdikleri hâlde başarıyı yakalamış olan katlı pazarlama şirketlerinin sırrı buradadır. Distribütörlerine ürünleri önce kendilerinin kullanmalarını, ürünleri ve hizmetleri tanımalarını, sonra tavsiye etmelerini öneriyorlar. Bazı “uyanık” kişiler, bunu da pazarlama numarası olarak açıklasalar da, bu basit bir “kurnazlık” değil, çok mantıklı bir “pazarlama taktiğidir.” Evet taktiktir, ama “kurnazlık” ve “aldatma” içermiyor.

Özetle, bana kitap satışlarımın nasıl gittiğini soran kişilere, ilgilerinden dolayı müteşekkir olduğumu söylemek isterim. Ama kitabımı kendisi almış bir şekilde bana bu soruyu soranlara daha fazla müteşekkirim! Hatta bazıları herhangi bir şekilde bir dostlarına hediye vermekleri gerektiğinde, kitabımı hediye ediyorlarmış. Bir öğrencim bunu Babalar Gününde yapmış!

Kitabımı satın alıp, okuyup tavsiye edenlere daha çok müteşekkirim diyorum çünkü onlar sayesinde, yazmaya ve okumaya daha fazla zaman ayırıp, daha çok eser verebilirim. Girişimcilere, karmaşık piyasa koşullarında yaşadıkları “travmayı” atlatmaları, gençlere hedefleri konusunda ve daha bir çok kişiye bir çok konuda daha fazla yardımcı olabilirim. Ünlü olmak mı? Onu hiç sevmedim. Ünlü olmak, benim yolumun sonu değil, olsa olsa “katlanmak” zorunda kalacağım ve “bunaltıcı” bir yan ürün olabilir.

Kitabımı büyük kitapçılarda, İnternet mağazalarında bulabilirsiniz. Gittiğiniz bir kitapçıda raflarda kitabımı göremezseniz, mutlaka görevlilere sorunuz. Bir yerlerden bulup-getiriyorlar!


-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Thursday, June 26, 2008

YABANCI DİL ÖĞRENİMİNDE GENEL KÜLTÜRÜNÜZÜN GENİŞ OLMASININ ÖNEMİ (64)



Çok basit ve günlük bazı ihtiyaçlarınızı gidermek için bir yabancı dil mesela İngilizce öğrenmek istiyorsanız, bir İngilizce kılavuzu alıp, içinde yer alan cümleleri ezberlemeniz ve daha sonra kullanarak edinmeniz-pekiştirmeniz yeterli olur. Fakat daha büyük bir vizyonun bir parçası olarak yabancı bir dili öğreniyorsanız, genel kültürünüzü de geliştirmeniz gerekir. Yıllardır insanların yabancı dil öğrenmelerine yardımcı olan birisi olarak fark ettiğim en önemli şeylerden birisi de budur.

Çünkü ileri dil, ileri fikir dünyası olanlar için gereklidir. Sözgelimi çocuklar için “ileri İngilizce” ders kitapları yoktur. Çünkü çocuklar ileri seviyede duyarlı olsalar da, duygularını fikirlere dönüştürmüş değillerdir ve söze dökme gereği de duymazlar. Duygularını anlatmak daha çok beden dillerini kullanırlar. Dolayısıyla zaten ana dillerinde de çok kompleks konuşmadıklarından, yabancı bir dili de kompleks bir şekilde kullanmalarına gerek olmaz. Bu sebeple çocuklar için yazılmış olan herhangi bir “ileri İngilizce” kitabı yoktur.

Aynı durumu yetişkinler de yaşarlar. İngilizce öğrenmek konusunda bana danışan yetişkinlerin çoğu, ileri düzeyde İngilizce öğrenmek istediklerini belirtiyorlar. Fakat fikir dünyalarını “şöyle bir” yokladığımda, bir çok yetişkinin ana dillerinde çok karmaşık ve çeşitli konularda metinler okumadıklarını veya bu tür konularla ilgilenmediklerini anlıyorum. İleri düzeyde İngilizce öğrenmek istiyorlarsa, onlara genel kültürlerini de geliştirmelerini ve anadillerinde de okumalar yapmalarını da öneriyorum. Çünkü anlatacak ayrıntılı ve kompleks şeyleriniz yoksa, yabancı bir dili ileri düzeyde öğrenmenize de gerek yoktur. Zaten ileri düzeyde bir yabancı dil öğrenemezsiniz veya dili bir zarf olarak düşünürseniz, bu zarfın içine koyup karşınızdaki kişiye sunacak bir şeyiniz yoktur.

Bir de kişinin konuşma ve yazma seviyesinin, her zaman okuduğunu ve dinlediğini anlama düzeyinden daha aşağıda kaldığını hesaba katarsak şu ortaya çıkar: Dil ve kültür birikiminiz çok olmalı ki, oradan sızan üretim de hatırı sayılır olsun.

İngilizce öğrenirken en çok zorlanan öğrenci gruplarından birisi, genel kültürü zayıf olan öğrencilerdir. Çünkü sorun sadece dil değildir, metinlerin içerdiği konuları anlamakta güçlük çekerler. Daha net bir şekilde anlatmak gerekirse, bir okuma parçasının “Feminizm” kavramı etrafında yazıldığını var sayalım. Bu konuya az-çok vakıf olan birisi sözlük ve kısa açıklamalar yardımıyla bu metni anlayabilir. Ama konuya vakıf olmayan birisine bütün kelimeleri verseniz de metni anlayamayabiliyor. Çünkü aslında metnin içeriği olan konu hakkında fikri yoktur. Fakat öğrenci, genel kültürünün azlığının farkında olmaz, o, sorunun sadece İngilizcesinin yeterli olmaması sanır.

Genel kültürün geniş olması özellikle KPDS, YDS, TOEFL ve benzeri sınavlara hazırlanan kişiler için özellikle çok önemlidir. Bu tür sınavlarda, katılımcıların genel kültür düzeyleri ölçülmemektedir. Ama her sorunun ve özellikle okuma-reading sorularının bir konusu vardır. Dolayısıyla genel kültürü geniş olan kişiler, bu konulara önceden de aşina olduklarının farkına varırlar. Bu durum da metni daha iyi kavramaları konusunda inanılmaz bir oranda yardımcı olur. Fakat şu çok önemlidir: Metinle ilgil soruları genel kültürlerine göre değil metne göre cevaplamaları gerekir.

Dolayısıyla ben sözgelimi üniversitede okuma-reading dersleri verirken, öğrencilerle önce metnin içeriği hakkında fikir alış-verişi yapardım. Metnin içeriği ve ana fikri konusunda fikri edinen öğrenciler, dil öğelerini evde sözlük ve gramer yardımıyla çözebiliyorlardı. Ayrıca öğrencilerime anadillerinde de bol bol okumalarını, gazete ve dergileri incelemelerini önerirdim. Hazırlık okulunda ilk kurlardaki öğrencilere Türkçe gazeteler, dergiler veya kitaplardan okuma ödevleri verirdim. Çünkü genellikle öğrencilerin okuma alışkanlıkları zayıf olmaktaydı ve yılın başında sahip oldukları İngilizce düzeyi de gazete, dergi veya kitap okumaya yetmiyordu. Bazı öğretmenler, öğrencilerin sadece İngilizce ile ilgilenmeleri gerektiğini söylediklerinde cevabım şu olmuştu: “Bu öğrencilerin sadece İngilizce ile ilgilenmediklerini ve her gün Türkçe ama oldukça basit olan dizileri veya programları seyrettiklerini biliyoruz. Bunun yerine anadillilerinde seviyeli ve nitelikli şeyler okuyup dinlemeleri yabancı dil öğretmenlerinin işini kolaylaştırır. Çünkü bazı alışkanlıkları anadilde ediniriz.”

Özellikle hazırlık okulları, üniversitelerin portali yani giriş kapısıdırlar. Burada öğrencilere sadece yabancı bir dili öğretmek değil, başka bir sürü alışkanlığı kazandırmak zorundasınızdır. Genel kültürlerini genişletmeleri konusunda onlara yardımcı olmak, okuma alışkanlığı kazandırmak ve öğretmenden başka kaynakları da kullanma alışkanlığı vermek gibi şeyler de hazırlık okulunun görevleri arasındadır.
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Tuesday, June 24, 2008

STING, YABANCI BİR DİL-İNGİLİZCE ÖĞRETMEK VE TELİF GELİRLERİ (63)


Bir keresinde gazetede ünlü müzisyen Sting’le ilgi bir haber okumuştum. Habere göre, sanatçı dakikada 86 TL te’lif ücreti alıyormuş. Çünkü bestelediği veya söylediği şarkılar, radyolarda,
televizyonlarda veya benzeri yerlerde yayınlandıkça ortaya çıkan te'lif hakkı ona bunu sağlamaktaymış. Bir örnekle anlatmak gerekirse, Sting bir arkadaşıyla telefonda 10 dakika konuşsa, o sürecin sonunda 860 TL kazanmış (hakediş) oluyormuş.

Halbuki aynı durum bundan 150 yıl önceki sanatçılar için geçerli değildi. Sözgelimi, Dede Efendi veya Mozart’ı dinlemenin tek yolu vardı. O da bizzat onların yanına gitmekti. O dönemde sanatçılar için de tek gelir kaynağı, yine bizzat konser vermekti. Sting gibi te’lif ücreti alamıyorlardı, eğer bizzat zaman harcayıp konser verirlerse, herhangi bir ücret alabilmeleri söz konusu olmaktaydı.

Matbaanın kullanıldığı dönemlerde, eğer te’lif hakkı anlayışı var idiyse, yazarlar veya yazıya dökülen eserlerin sahipleri için te’lif geliri almak mümkündü. Ama ne yazıkki bu, müzisyenler için geçerli değildi. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi, CD, kaset, radyo, TV veya gramafon gibi araçlar olmadığı için sanatçılar kendi eserlerini bizzat kendileri seslendirmek zorundaydılar.

Peki Sting’in aldığı te’lif gelirlerinin İngilizce öğretimiyle ilgisi nedir? İlgisi şudur: Bir İngilizce öğretmeni Sting’i model alabilir. Yani öğrencilerini doğru kaynaklarla tanıştırarak, onların günlük hayatları içinde İngilizce öğrenmeye devam edebilmelerini sağlayabilir.

Günümüz şartlarında İngilizce öğrenmek konusunda kaynak sorunu yoktur. Ama öğretmenin hangi kaynakların öğrenciye uygun olduğunu belirlemesi ve bu konuda öğrenciyi yönlendirmesi gerekir. Bu konuda koordinasyon sağlandıktan sonra, öğrenci artık her yerde İngilizce öğrenmeye devam edebilir. Başka bir şekilde anlatırsak, bir İngilizce öğretmeni evinde arkadaşlarıyla sohbet ederken, öğrencileri evlerinde, ulaşım araçlarında, ofislerinde veya buna benzer sınıf veya dersane dışı ortamlarda İngilizce öğrenmeye veya İngilizcelerini geliştirmeye devam edebilirler.

İngilizce öğrenmek de, sürekli çalışmaların sonucunda ulaşılan bir hedef olduğuna göre, bir öğrencinin sürekli olarak öğrenebilmesini sağlamak en iyi şey olacaktır.

Öğrencilerin sadece öğretmenle birlikte öğrenebildikleri, ama ondan ayrıldıklarında öğrenme sürecine ara verdikleri bir eğitim tarzı çok eksik bir sistemdir ve insanları hayal kırıklığına uğratır. Fakat ne yazık ki bir yandan da çok yaygın bir tarzdır.

Dolayısıyla Sting’le ilgili örneğimdeki gibi, öğrencilerimin benimle birlikte olmadıkları zamanlarda da öğrenmeye devam etmelerini isterim ve teşvik ederim. Benim işim, insanların hayatları boyunca benden ders almalarını sağlamak değil, onların en kısa ve sağlıklı yoldan hedeflerine ulaşmalarını sağlamaktır. Elbette İngilizce öğrenmek isteyenlerin benden veya çalıştığım kurumdan eğitim almalarını isterim. Ama öğrencilerin hızlı ve verimli bir şekilde İngilizce öğrenmeleri esastır. Çünkü bu durumda zaten beni veya çalıştığım kurumu dostlarına tavsiye edeceklerdir. İşin te’lif kısmıysa, onların hedeflerine ulaşma sürecini kısaltmaları konusundaki katkımdan dolayı, mutlu olmaları ve bunu benimle paylaşmalarıdır.

Dolayısıyla ofisimde çalışırken, telefonla veya internet ortamında bir öğrenciyle konuşma şansım olursa ve bana o anda İngilizce bir film seyretmekte, bir kitap okumakta veya bir ses dosyası dinlemekte olduğunu söylediğinde çok mutlu oluyorum. Onlar böyle yapınca benim yüküm hafifliyor mu? Hem evet, hem hayır? Yüküm hafifliyor, çünkü daha hızlı öğreniyorlar, sınıfta anlattığım şeyleri daha kolay kavrıyorlar. Bir yandan da yüküm ağırlaşıyor. Çünkü bana yeni sorularla geliyorlar ve hem onların sorularını cevaplayabilmek hem de onlara önerebileceğim yeni kaynaklar bulmak için benim de daha çok çalışmam ve araştırma yapmam gerekiyor.

Yine de ben bu şekilde öğretmenlik yapmayı seviyorum.
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Thursday, June 19, 2008

VİZYON VE MİSYONUZ NETLEŞMEDİKÇE HAYATIMIZ-GÜNÜMÜZ NETLEŞMEYECEKTİR (62)


Mesleğimin getirdiği bir durum olarak, bir çok kişi bana İngilizce öğrenmekle ilgili sorular sorarlar. Bu sorulara sorularla cevap verdiğim için, gelen cevapların zamanla bana öğrettikleri bir şey de, yabancı dil öğrenmenin de, aslında hayattaki her şey gibi, kişinin vizyon ve misyonuyla ilgisi olduğudur. Hayatıyla ve geleceğiyle ilgili olarak vizyonu net olmayan kişiler, İngilizce öğrenmekte de zorlanmaktadırlar.

Sadece İngilizce konusunda değil, herhangi bir konudaki kafa karışıklığında vizyonun net olmayışı en büyük etkendir. Geleceğe dair vizyonu net olmayan kişilerin, telefon söyleşilerinde, internette veya farklı yerlerde çok zaman harcadıklarını ama bir türlü bir yere varamadıklarını veya mutlu olmadıklarını görüyorum. Çünkü ne için çalıştıklarını bilmiyorlar.

Vizyon dediğimiz şey, geleceğe dair zihninizde taşıdığınız film veya görüntü anlamına gelir. Bu vizyonda, yani gelecekle ilgili bu filmde-resimde siz yer almıyor olabilirsiniz. Sözgelimi bir öğretmen olarak ben, öğrencilerimin veya benimle bir şekilde tanışmış olan kişilerin yabancı dil öğrenmeyi önemser hâle gelmelerini ve şu veya bu şekilde bir yabancı dili ve özellikle İngilizceyi öğrenmelerini isterim. Bu benim vizyonumdur. Ama ben, bu vizyon içinde olmayabilirim. Yani öğrencilerimle yolumuz bir şekilde ayrıldıktan sonra benim tavsiyelerime uyup verimli çalışmalar yapabilirler, İngilizcelerini iyi bir seviyeye getirebilirler ve benim bundan haberim bile olmayabilir. Yine de, bu durum, yine de benim vizyonumun gerçekleşmiş olduğu anlamına gelir.

Tarihimizden bir örnek vermek gerekirse, Çanakkale’de “yedi düvele” karşı savaşan askerlerimizin vizyonu Ülkenin bağımsızlığıydı. Ama bu askerlerin çoğu, sonradan gerçeğe dönüşen bu vizyonun içinde olamadılar. Çünkü cephede şehit oldular. Yine de ülkelerinin bağımsızlığı onların en net ve öz vizyonlarıydı ve gerçekleşmişti.

Bundan farklı olarak, vizyonunuz, sizin içinde bulunduğunuz, bir parçası olduğunuz veya başrolde oynadığınız bir film de olabilir. Mesela ailenizle daha rahat bir hayat sürmek, çocuklarınızın daha iyi şartlarda yaşaması ve sizin de buna keyifle tanık etmeniz, sizin ailenizle ilgili vizyonunuz, yani gelecekte gerçekleşmesini istediğiniz film olabilir. İçinde sizin de olduğunuz bir vizyon sahibi olmak da, sizin hakkınızdır. Kimse bir şey diyemez.

Bazı kişiler, vizyonları için çalışan kişileri “bencil” bulabilirler. Aslında bencilce olan şey bir vizyon sahibi olmak ve onun için çalışmak değil, başka kişilerin vizyonlarını, hayatlarını göz ardı ederek veya başkalarına haksızlık yapma pahasına kendi vizyonumuzu gerçekleştirmeye çalışmaktır.

Misyonsa, hayalinizdeki vizyonun gerçekleşmesi için seçtiğiniz yol veya her gün yapmanız gerektiğine karar verdiğiniz şeylerdir. Gelecekteki hayaliniz net bir şekilde biliyorsanız, misyonunuzu netleştirmeniz kolaydır. Mesela toplam kaliteye hizmet etmek istiyorsunuz ve bunu da benim gibi insanlara yabancı dil ve iletişim becerileri konusunda yardımcı olarak yapıyorsunuz veya yapmaya çalışıyorsunuz.

İşte bu noktadan sonra işler biraz kolaylaşır. Artık yapacağınız telefon görüşmelerinin, internet sohbetlerinin veya diğer etkinliklerin neye göre şekilleneceği belli olur. Bir yandan da farklı bir sıkıntı başlar. Çünkü vizyon ve misyonunuz, hayatınızda bir tasfiye-ayıklama gerektirir. Artık vizyon ve misyonunuza hizmet etmeyen şeyler yapmak istemezsiniz veya bunlara zaman harcadığınızda rahatsız olursunuz. Bu durumda, hayat içindeki ana etkinliklerinizi, arkadaşlıklarınızı, hobilerinizi ve diğer şeyleri vizyon ve misyonunuza hizmet edecek şekilde düzenlersiniz. Bu da değişim demektir ve her değişim sancılıdır.

Bu sancıya rağmen, vizyon ve misyonunuzu belirledikten sonraki zamanlarda, bir yere doğru gittiğinizi hissedersiniz ve duyumsarsınız. Gün geçtikçe, net sonuçlar almaya başlarsınız. Sözgelimi benim toplam kaliteye hizmet konusunda seçtiğim yöntemlerden birisi de yazmaktır. Yazmayı yavaşlattığım dönemler olmuştur. Ama tekrar başladım ve devam etim. Arkasından Bu yazılar internette içeriği zengin blogları ve daha sonra da bir kitabı meydana getirdiler. Her şeye değil birkaç şeye odaklanmanın ve devam etmenin ödülünü almış oldum.

Tercüme etmiş olduğum, vizyon ve misyonunuzu belirlemenize yardımcı olabilecek bir kitabın linkini aşağıda vermiş bulunuyorum. Bu kitapta size “paketlenmiş” bir vizyon ve misyon verilmemekte, doğru soruları sorarak bu iki şeyi tespit edebileceğiniz anlatılmaktadır.

Bu konuda biraz çaba göstermeniz gerekiyor, ama net bir vizyonun size getireceği net ve tatmin edici sonuçlar buna değecektir.


-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, June 15, 2008

İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK KONUSUNDA SİZE BİR “İYİ”, BİR DE “KÖTÜ” HABERİM VAR! (61)



İngilizce veya başka bir yabancı dil öğrenmek istiyorsanız, size bir “iyi”, bir de “kötü” haberim var.

Size “kötü” gelebilecek olan haberimiz şu: Yabancı bir dili öğrenmek için de çalışmanız; bu konuya zaman ayırmanız gerekmektedir. Acı (!)gerçek şu ki, size heyecan ve keyif veren bir çok etkinlik varken, onlara kısa bir süre ara verip, İngilizce ile ilgilenmeniz kaçınılmaz bir etkinlik. Sosyal hayatı ve iş hayatı çok hareketli ve renkli olan bir öğrencime dediğim gibi: “Onca eğlenceli veya para kazandıran etkinliği kısa bir süre için de olsa bir yana itmek ve yabancı bir dili öğrenmek üzere kenara çekilmek ve çalışmak sana çok ilginç ve çekici gelmeyebilir. Ama yabancı dil öğrenme sürecinin kendisiyle birlikte ve sonunda gelen şeyler bence herkes için çekicidirler veya herkes, bu süreçte kendisi için yeterince çekici olan en az bir şey bulabilir.”

İkinci ve “iyi” haberim de şu: Yabancı dil öğrenme süreci, oldukça keyifli bir hobiyle meşgul olmak kadar eğlenceli olabilir. Çünkü yabancı dil öğrenimi, sözgelimi sözgelimi matematik öğrenimi gibi değildir. Bence matematik, oldukça “kıskanç” ve odaklanma isteyen bir bilim dalıdır. Ve matematikte ne kadar iyiyseniz, sosyal hayattan da o kadar “kopuk” olursunuz derler. Matematik çalışırken, sadece matematiğiniz gelişir. Tabi ki bu da az şey değildir. Çünkü matematik düşünebilmenin de bir sürü yan etkisi ve yararı vardır. Hem kişinin amacı da zaten budur.

Fakat bir filmi seyrederken, bir hikâyeyi, romanı okurken veya bir şarkıyı dinlerken, matematik çalışamazsınız, ama bunları yaparken, bir yandan da İngilizce öğreniyor olmanız mümkündür. Daha farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse, günlük hayatta zaten yapmakta olduğunuz bir çok şeyi yeniden ele alıp-çerçeveleyerek, aslında hayatınızda büyük bir değişiklik de yapmadan, bir yandan İngilizce öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Sözgelimi, diyelim ki zaten yabancı şarkıları dinlemeyi seviyorsunuz. İngilizce öğrenmeye başladığınızda, artık şarkıları daha bir dikkatle dinleyebilir, internetten şarkı sözleri indirebilir ve hem müzik dinleyip hem de İngilizce öğrenebilirsiniz.

Mesela bir çoğumuz filmler seyretmeyi severiz. Yapacağınız şey, sevdiğiniz filmleri İngilizce dublaj ve Türkçe alt yazıyla seyretmektir. (Bir süre sonra her ikisi de İngilizce olabilir.) Bu durumda “bir taşla iki kuş” vurmuş bulunacaksınız. Böylece, İngilizce’ye müstakil olarak ayırmak zorunda olduğunuz zaman o kadar çok olmak zorunda kalmayacaktır.

Sözgelimi fıkra, makale veya kısa yazılar okumayı seviyorsunuz, bu durumda sözü geçen bu şeyleri İngilizce olarak okuyabilirsiniz.

Diyelim ki video seyretmeyi seviyorsunuz. İngilizce konuşulan veya İngilizce altyazılı olan videolar seyredebilirsiniz. Hatta bu videoları belirli bir konuda seçerek, hem belli bir konuda uzmanlaşmamız, hem de İngilizcenizi geliştirmeniz mümkün.

Mesela ben radyo dinlemeyi severim. Bir yandan da Fransızca öğreniyorum. Peki sizce radyo dinleme keyfini bu amacımla nasıl birleştirdim? Geceleri çalışırken, Paris’ten canlı yayın yapan bir radyoyu dinliyorum. Paris’te bulunma şansını yaşamış olduğum için de, hem o günleri hatırlıyorum, hem de yeniden radyo programları yapmayı planladığım için dinlediğim programlardan yeni fikirler edinme şansım oluyor. Bir yandan da Fransızca öğrenmiş oluyorum!

Dolayısıyla “İngilizce çalışmak için zaman lazım” diyen kişiler biraz haksızlık yapıyorlar. Aslında daha önce yaptıkları şeyleri, yeniden organize ederek, ekstra bir zaman harcamadan da İngilizce öğrenebilirler. Tabi ki bir kursa gitmek, ders almak veya klasik anlamda masaya oturup bazı çalışmalar yapmak gerekiyor. Ama İngilizce öğrenmek için sürekli olarak masaya oturup, sadece klasik bir şekilde ders çalışmanız gerekmiyor. Otobüslerde ses dosyaları dinleyebilirsiniz. Evet bilgisayarda da İngilizce çalışabilirsiniz. Ama kent yaşamında yolda, mutfakta veya bekleme salonlarında geçen zamanlarınızı bir hesap ederseniz, İngilizce ses dosyaları dinlemenin size nasıl zaman kazandıracağını sizler de hesap edebilirsiniz. Vapurda veya oturarak seyahat etme şansı yakaladığınız diğer araçlarda İngilizce ders kitapları veya hikâye kitapları da okuyabilirsiniz. Sözgelimi birlikte İngilizce çalıştığımız bir avukat hanım, kent içinde çokça seyahat ettiği için vapurlarda İngilizce çalışıyor.

Tekrar etmek gerekirse, İngilizce veya yabancı bir dili çalışmak, sözgelimi matematik gibi başka bir branşı çalışmaktan farklıdır. Eskiden beri yapa geldiğiniz bazı etkinliklerinizi İngilizce ile birleştirerek, bir taşla bir sürü kuş vurabilirsiniz.

Ne dersiniz?
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------