Monday, December 14, 2009

`TİSKİNİYORUM ŞU İNGİLİZCE’DEN!” (76)


"Tiskiniyorum Şu İngilizce'den" adlı yazım AsmaAltı Yayınevinden çıkmış bulunan "Çay Saati İçin Hafif Yazılar" adlı kitabıma taşınmıştır.


-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Saturday, July 25, 2009

İNGİLİZCE-YABANCI BİR DİL ÖĞRENMEK GENEL KÜLTÜRÜNÜZÜ OLAĞANÜSTÜ BİR ŞEKİLDE GELİŞTİRİR (75)




Uzun bir zaman önce, biraz daha gençken, bir programa konuk olarak Radyo Klas’a davet edilmiştim. (O sıralar yandaki resimdeki gibiydim) Programın başlamasını beklerken, genç bir radyo programcısı bana yaklaştı ve mesleğimin ne olduğunu sordu. Ben de İngilizce öğretmeni olduğumu söyledim. O anda bu genç radyocunun ağzı şaşkınlıkla açıldı ve şöyle dedi: “Yahu hocam siz İngilizce öğretmenleri ne kadar kültürlü insanlarsınız ya!” Ben bu tepki karşısında gülmemek için kendimi tutmaya çalışırken, ekleme de yaptı: “Millet size hasta oluyor ya!” (Blogların ciddiyeti açısından, bu son cümleyi biraz değiştirdim!)
İngilizce-yabancı dil öğretmenlerinin genel kültürlerinin geniş olduğu doğrudur ve bir yandan da bu kaçınılmaz bir durumdur. Çünkü yabancı bir dili öğrenirken, o dilde kitaplar okursunuz, filmler seyredersiniz, seminerler veya hikâyeler dinlersiniz ve bütün bu şeylerin birer içeriği olduğu için sürekli bilgilenirsiniz. Çünkü her metnin, kitabın, filmin ve benzeri bir malzemenin bir konusu, bir tezi veya anlattığı bir olay vardır. Çünkü dil, bir mesajı bir olayı vs anlatmak için kullanılır. Dolayısıyla, yabancı bir dili öğrenmek veya öğrenmek için bir kitabı okurken, aynı zamanda, bilimsel, sosyal veya başka bir alanda da bilgileniyor olursunuz. Başka bir tabirle, İngilizcenizi geliştirirken, genel kültürünüz de gelişir. Bu durum, sadece yabancı dil öğretmenleri için değil, yabancı dil öğrenen herkes için geçerlidir.

Özellikle son yıllarda, yabancı dil öğretim kitapları da ilgi çekici bilgilerle dopdolu bir şekilde hazırlanmaktadırlar. Bu kitaplar, özellikle elementary-başlangıç düzeyinden sonra daha da ilginç konuların ele alındığı okuma parçaları, diyaloglar vs ile dopdoludurlar. Bu tür kitaplarda yer verilen istatistikler, araştırmalar vs gibi konular sağlam kaynaklardan alınmaktadır ve güvenilirlerdir.

Ben de bir İngilizce Öğretmeni olarak ders kitaplarından çok şey öğrenirim. Mesela geçen gün face2face intermediate kitabında bir istatistik okudum: Evli olmanın insanların daha mutlu olmalarını ve daha uzun yaşamalarını sağlayan etkenlerden birisi olduğu belirtilmişti. Yalnız burada ilginç de bir not düşülmüş: İnsanın daha mutlu olmasında ve daha uzun yaşamasında etkili olan şey, birlikte yaşamak değil, hukukî anlamda evli olmakmış! Yani iki insanın 5 yıl birlikte yaşamasıyla 5 yıl evli olmaları aynı anlama gelmiyormuş!
Yabancı dil öğrenirken, diğer ülkeler, kültürler ve medeniyetler hakkında çok şey öğrenirsiniz. Hatta kendinize ayrıca bir uzmanlık alanı seçerseniz, genel metinler okumakla birlikte, bazı konulara özellikle ağırlık verirseniz, sadece yabancı bir dili öğrenmiş olmakla kalmaz, aynı zamanda bazı konularda uzmanlaşmış da olursunuz.
Dolayısıyla İngilizce öğrenmek isteyenlere dokuman, film vs verirken veya tavsiye derken, onların ilgilendikleri alanları özellikle sorarım. Çünkü içerikle ilgilenen bir öğrenci, İngilizcesini daha rahat ilerletir. Yani bir filmden, metinden veya başka türlü bir dokumandan, genel kültür veya uzmanlık alanıyla ilgi olarak bir şeyler öğrenmek öğrenci için önemli bir değer anlamına gelir.

Her ilişkiyi anlamlandıran temel değerlerdir. Bununla birlikte katma değer dediğimiz, ilişkinin ana temeli olmayan, ama onu zenginleştiren bazı değerler vardır. Mesela İngilizce öğrenirken genel kültürünüzün genişletilebilmesi de bu katma değerlerden birisidir. Aslında bu durum bir katma değerden daha fazlasıdır.

İngilizce öğrenirken, gerçekten öğrenmeye, iletişim kurmaya ve sadece İngilizce kalıplarla veya gramerle değil, metnin sunduğu içerikle de ilgilenmeye çalışınız. Böyle bir çalışma sistemi uygulayan kişilerin daha keyifli ve geliştirici bir İngilizce öğrenim süreci yaşadıklarını gözlemliyorum.
 -----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, May 31, 2009

YABANCI TURİSTLERLE MACERALARIM 1 (74)

Bir gün tramvaydayım ve ayakta duruyordum. İki kişilik yer boşalınca, kendim oturabilecekken, bu yeri ayakta durmakta olan yabancı çifte gösterdim. Erkek olanı, bana yüzünü bile dönmeksizin: “No! No!” şeklindeki bir ifadeyle, teşekkür etmeden ve bence kaba bir şekilde cevap verdi. Bayansa, nazik bir şekilde gülümseyip, teşekkür etti. Ben de adama biraz sinirlendim ve yerime oturunca onu “dürtüp” İngilizce olarak: “Siz nerelisiniz?” diye sordum. O da: “İspanyoluz” deyince: “Bak beni iyi dinle. Benden korkmana gerek yok! Ben “yerliyim. Bir Avrupalı ile bir “yerli” karşılaşırsa kim korkmalı? Biraz tarih oku!” dedim.

Ben turistlerle konuşurken geçmişin olumsuz yanını söz konusu etmem, ama bu adam bence, bu tepkiyi hak etmişti! Yoksa turistlerle aram iyidir’ Sözgelimi Katar’da havalimanında kitap okuyan yaşlı bir İngiliz Çifti görünce onlardan izin alıp yukarıdaki fotoğrafı çekmiştim! Birçok kişinin uçaklarını beklerken zaman öldürmeye çalıştığı bu yerde, yüzlerindeki huzur dolu ifadeyle kitap okumaları çok hoştu! Bana “İnsan, yaşı ilerledikçe hazdan çok, mutluluğu önemsermiş!” sözünü hatırlattılar.

Bir gün motorda bir grup Fransız Turist gördüm ve diyaloğa girmek istedim. Laf aramızda, Fransızca öğrenmekte olduğum için de onlarla konuşmaya biraz da hevesliydim ve onlara çay söyledim! Ama bu ilginç grubun lideri olan “havalı” kişi benimle konuşmadı. Çayları da reddetti! Çaycı da, aslında gidip-sattığı 6 çayın parasını benden alıverdi! Sonradan: “Keşke çayları yanıma alsaydım ve bu havalı Fransızların karşısında bu 6 bardak çayı içseydim, ilerde yazılarımda anlatırdım” diye de geçti! Ama bunu o anda akıl edememiştim! Daha komik olanı da şuydu, aslında İngilizce bildiğini anladığım grup lideri “havalı” kişi, etrafta Fransızca bilen birisini arıyordu. Belki de “seçilmeye” değil “seçmeye” alışıktı kim bilir! Mesleğini araştırsaydım, belki de insan kaynaklarında çalıştığını keşfedecektim! Keşke ona: “Bu ülke hiç Fransa’ya veya başka bir ülkeye ait bir sömürge olmadı! Burada Fransızca veya İngilizce bilen fazla kişi yok! E beni de artık kaçırdınız!” deseydim! Ama bu turistler de kendilerince haklıydılar! Kim bilir başka ülkelerde veya Türkiye’de neler yaşamışlardı ve: “Bu adam bize boşa çay ikram etmez!” demişlerdi!

Bir gün Üsküdar’da iki İngiliz’e rastladım ve yardıma ihtiyaçları olup-olmadığını sordum. Bana gülümseyerek: “No! No!” diye cevap verdiler. Ben de gülümseyerek: ““No, Thanks!” would be better!” yani ““Hayır, teşekkür ederiz!” ifadesi daha iyi olurdu!” diye cevap verdim. Turistlerden birisi bu sefer: “No, Thanks!” dedi. Ama gelin görün ki, bu kişilere bilgiçlik yapan ben: “Welcome!” yani “bir şey değil-rica ederim” demeyi akıl edemedim!

Başka bir zaman, Şişhane’deki ofisimden kendime güzel bir sandviç almak için çıkmıştım. İki turist gördüm! Daha sonra kardeş olduklarını öğrendiğim bu iki genç Meksikalı bayan, bir turist bilgi bürosu arıyorlardı. Ben de onlara katıldım ve birlikte aramaya başladık, ama o yeri bir türlü bulamıyorduk ve belki de orada, yani Galata Kulesi’nin dibinde öyle bir yer de yoktu! Derken iki kız kardeşten birisi: “E siz bize bilgi verin” dedi. Ben de: “Elbette, neden olmasın” dedim ve onları ofisime davet ettim. Biraz tereddüt ettiler, ama: “Ben öğretmenim, yine de bana güvenmek zorunda değilsiniz. Ama bence güvenebilirsiniz!” deyince bu iki turist peşime düştüler ve 7. kattaki ofisime benimle birlikte geldiler. Derken ofise girdik ve kendilerini rahat hissetsinler diye kapıyı hafif aralık bıraktım.

Onlara önce çaycımızın tepside getirmiş olduğu Türk Kahvesini ve suyu ikram ettim. Kahveden önce ve sonra biraz su içildiğini söyledim ve neden böyle yaptığımızı anlattım. Sonra kahvemizi törenle ve büyük bir ciddiyetle içtik! Büyük bir ciddiyetle diyorum, çünkü yabancıların yeni bir kültürde ve yeni bir şeyi öğrenip-yaşamaktan hem büyük bir keyif aldıklarını, hem de bunu büyük bir ciddiyet ve saygıyla yaptıklarını hep gözlemlemişimdir! Bu arada Amerika’da yaşamakta bulunan bir öğrencimi özel ve indirimli bir hattan arayıp, bu turistlerle görüşmesini sağladım. Çünkü öğrencim, Fatih Üniversitesi İspanyol Filolojisi mezunudur, yani İspanyolca bilir. Amacım, bu iki bayanın onların dilini bilen birisiyle konuşmaları ve bu şekilde İstanbul’la ilgili olarak güzel bir hatıraya sahip olmalarıydı.

Derken onlara nelerle ilgilendiklerini sordum, çünkü cevaplarına göre “İstanbul’da Yapılması Gerekenler” şeklinde bir liste hazırlayacaktım. Bu iki turist, daha çok gece hayatıyla ilgilendiklerini belirtince: “That is not my thing!” yani o bağlamda:“Bu benim alanım değil!” anlamına gelen bir cevap verdim, ama yine de birkaç yer adı söyledim. Onlar için yemekler, yerler ve konusunda güzel de bir liste hazırladım! Daha sonra ben: “Belki artık gitmek istiyorlardır; esir almayayım da yanlış anlamasınlar!” düşüncesiyle sohbetimizi sona erdirmeme rağmen, onlarda gitmeye dair herhangi bir hareket olmadı! Derken aradan uzun bir zaman geçince ve mecburen: “Bizde misafirler, istedikleri zaman giderler, ev sahibi bu konuda bir şey söylemez” dedim de onlar kalkıp-gitmeyi akıl ettiler!

Bir gün Üsküdar’da akşam vakti iki bayan turiste rastladım ve bana İngilizce olarak, Çinili Camiye gitmek istediklerini söylediler. Bunlar da Meksika’lıydılar! Onları o hatta çalışmakta olan taksi-dolmuşların olduğu durağa götürdüm. Çünkü akşamdı, hava kararıyordu ve yürümek istedikleri yol, o zamanlar, o vakitte pek tekin de olmayabilirdi. Onlara: “Sizi rahatsız edebilecek kişiler olabilir. Dolmuşla gitseniz daha iyi olur“ dedim. Sonra bakkala gittim. Bakkaldan çıktığımda bu iki turisti yine yürürken gördüm. Bu sefer biraz yüzümü asıp seslice: “Ben öğretmenim ve dediğimi yapın çocuklar!” diye seslendim. Bu iki kızcağız, şaşkınlık içinde ve hemen geri dönüp dolmuşa bindiler!

Bu konu bir yazıya sığmadığı için, diğer bir yazıya uzatıyorum!


-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

YABANCI TURİSTLERLE MACERALARIM II (73)


Üsküdar’da iki yabancı bayan telaşla etrafa bakıyorlardı. Onlara ne aradıklarını sordum ve isterlerse yardımcı olabileceğimi söyledim. Telefon edecek bir yer aradıklarını anlayınca, tanıdık bir dükkândan telefon etmelerini sağladım. O sıralar yakında bir telefon kulübesi yoktu ve ben de o zamanlar Üsküdar’daki ofisimi tutmamıştım. Derken onları biraz dinlensinler diye sevdiğim bir yer olan Hünkâr Börek ve Pide salonuna götürdüm ve bir şeyler ikram ettim. Bu iki Yunan bayandan birisi Selanik Üniversitesinde öğretim görevlisi, diğeriyse diş hekimiydi. Derken Avrupa Birliği’nden girdik ve çalıştığım üniversite’den çıktık! Sonra onlarla kart alış-verişi yapıp ayrıldık. Hâlâ yazışırız!

Yine bir akşam Üsküdar’dayım ve iki yabancı gördüm. Birisi uzun boylu bir Alman ve diğeriyse Çinli bir bayandı. Kendi kendime: “Akşam saat 22’de Üsküdar’da dolaştıklarına göre, ya İstanbul’da yaşıyorlar ya da Türkleri iyi tanıyıp-güveniyorlar” diye düşündüm. Sonra onlara selam verdim, konuştuk ve Türkiye’de yaşadıklarını öğrendim. Onlara kahve içmeyi önerdim ve Nayla Kafeye (Gizli Bahçem) gidip, kahve içtik. Bu ilginç çiftin evli olduklarını öğrendim ve birbirlerini sevdikleri her hallerinden belli oluyordu. Hem Almanya’da hem de Çin’de defalarca bulunmuş olduğum için ortak konular bulmamız zor olmadı. Hatırladığım kadarıyla beyefendi büyük bir otelde şefti, eşi olan hanımefendi ise bir şirkette çalışıyordu. Sanıyorum bir saatten fazla sohbet ettik!

Bir gün Fındıklı’da vermiş olduğum özel dersim bitmiş ve Üsküdar’a deniz yoluyla ulaşmak üzere Kabataş’taki deniz motorları iskelesine gitmiştim. Yabancı ve yaşlı bir çiftten erkek olanının biletçiye bir şeyler anlatmaya çalıştığını gördüm. Meğerse oradaki limanda bir gece konaklayacak olan büyük bir yolcu gemisinden inmişler ve Üsküdar’a gitmek istiyorlarmış, ama yanlarında Türk Parası yokmuş! Ben kabul ederlerse, ücretlerini ödeyebileceğimi söyledim. Onlar da kabul ettiler ve birlikte gemiye-motora bindik. Saat 20.30 civarıydı. Üsküdar’a gelip, motordan indiğimizde, arzu ederlerse onlara Türk kahvesi ikram edebileceğimi söyledim ve kabul ettiler. Ara sokağa saparak 5 dakika yürüdük. Bir yandan da akşamın bu vaktinde yabancı bir ülkede, bir yabancıya nasıl güvendiklerine şaşırıyordum. Nayla Kafeye ulaştığımızda, eşime telefon edip oğlumu göndermesini rica ettim. Bu türden yabancı kişilerle tanışmak, onun yabancı bir dili, İngilizce ve İspanyolca’yı öğrenme arzusunu kuvvetlendiriyor! Beyefendi bir bankada müdürmüş ve eşi olan hanımefendi ise, ev hanımıymış ve Almanya’da çok Türk olduğu için, onlar da Türkleri tanıyorlarmış. Bana güvendikleri için teşekkür ettiğimde, bir çok ülkeyi ziyaret etmiş olduklarını ve kimin onlara ne niyetle yaklaştıklarını az-çok anladıklarını belirttiler. Onlarla Almanya’dan, Türkiye’den ve genel şeylerden söz ettiğimiz sohbetimiz yaklaşık 2 saat sürdü. Sonra onları iskeleye götürdük ve onlar da motora binip Kabataş’a, yani gemilerinin olduğu yere döndüler.

Ben de bu turist konusu bitmez! Bir gün Üsküdar’da bir kıraathanenin önündeki küçük masalara oturmuş iki sarışın delikanlı gördüm. Yabancı olduklarını tahmin ettim, ama Türklere de benzedikleri için önce: “Merhaba” dedim. Anlamadıklarını görünce: “Hello” diye devam ettim. İspanya’nın Bask bölgesinden geldiklerini öğrendiğim bu iki delikanlıya Türk kahvesi ikram edip, daha sonra da talepleri üzerine onları Türk Halk Müziği albümleri alabilecekleri bir-iki yere götürdüm. Ayrılırken onlara telefonlarımı verdim. Daha sonra beni aradılar ve bu delikanlıları önce ofisimde, sonra da bir Türk ailesi ve Türk evi görmeleri için evime davet ettim ve onlar da geldiler. Ertesi yıl, bu iki delikanlının kız kardeşi İstanbul’a geldi ve Ramazan Ayı’nda olduğumuz için birkaç akşam iftar için Türk ailelerine misafir olma keyfini yaşadı. Bu bayan, özellikle yaşlı-genç bütün aile bireylerinin bir masanın etrafında yemek yemelerini çok ilginç ve güzel bulduğunu söylemişti. Çünkü onların ailesinde, bütün aile bireyleri ayrı evlerde yaşıyorlarmış; anneleri de yalnız ve yaşlı olmasına rağmen kendi evinde ve yalnız yaşıyormuş!

Turistlere şakayla karışık takıldığım zamanlar da oluyor. Bir gün Fransız bir grup bizim mahalleye gelmişti. Ben konuşmak istediğim de korkmuş gibi uzaklaştılar ve İngilizce anlamıyorlarmış gibi yaptılar. Ben de arkalarından gülerek bağırdım: “Bizim mahallemize gelmekten korkmuyorsunuz, ama bizimle konuşmaktan korkuyorsunuz! Bunu anlamış değilim! Dua edin peşinize düşmüyoruz!” Benim bu sözlerim üzerine turistlerden birisi bana dönüp kahkaha atmaya başladı!

Bunları yabancı dil biliyor olmanın, hayatıma kattığı şeylere örnek olması açısından anlatıyorum. Bir dili az-çok öğrenmiş ve sadece çat-pat konuşuyor da olsanız, yukarda anlattıklarıma benzer ve bence keyifli şeyleri yaşayabilirsiniz!

Yoksa ben eğitimciyim, bunları kendimi özel hissetmek için değil, bu “özeliğin” herkeste olmasını istediğim için yazıyorum. Bana kendimi özel hissettiren bir şey varsa, o da budur!

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Thursday, May 28, 2009

İNSANLAR İNGİLİZCEYİ VEYA BAŞKA BİR YABANCI BİR DİLİ ÖĞRENMEYE BAŞLARLAR, AMA "NİTELİKLİ" KARARLAR SONRADAN GELİR (72)

Ülkemizdeki dersanelerde ve eğitim kurumlarındaki en büyük eksikliklerden birisi, öğrencinin yabancı dil öğrenmeye başlamasının onun bu konuda kararlı olduğunu gösterdiğinin düşünülmesidir.
Hazırlıkta öğretmenlik yaptığım dönemlerde, bir öğretmenle sohbet ederken: “Öğrencilerimizin önemli bir kısmı yüksek notlarla hazırlığı geçiyorlar, ama yaz tatilinden döndüklerinde İngilizceyi unutmuş oluyorlar. Demek ki sevdiremiyoruz bu işi” demiştim. Öğretmen arkadaşım: “Bu durum bizim sorunumuz değil” dedi. Ben de bunun üzerine şunu söyledim: “Öğrencilerimiz bizim onlara kazandırdığımız bir beceriyi yitiriyorlar ve bence bundan biz sorumluyuz. Yani çıraklarımıza sanatımızı öğretiyoruz, ama sevdiremiyoruz.”
Bir kişi, İngilizce öğrenmeye karar verip (daha doğrusu karar verdiğini düşünüp) bir dersaneye veya bir hocaya başvurduğunda güzel bir adım atmıştır. Ama bu kişi, uzun bir süre bir yol arkadaşına gerek duyar. Çünkü insanlar bir iş girdikleri zaman, sempatizanlık düzeyinden profesyonel düzeye geçmek için zamana ve desteğe ihtiyaçları vardır. “Profesyonellik” düzeyi derken kastettiğim şey, İngilizce düzeyinin artması değildir. Kişinin İngilizce öğrenmeye kararının “nitelikli” bir hâle gelmesidir. Yani “başlamış olmak”, aslında ve ne yazık ki gerçekten “kararlı olmak” anlamına gelmemektedir.

Öğrencilerin Zihinlerinde Oynayan sorular
Bir öğrenci derslere başladığı zaman, zihninde şu türden sorular vardır: “İngilizce öğrenmek, mümkün olduğu kanıtlanmış bir süreç olsa bile, benim için mümkün mü?”, “İngilizce öğrenmek, hayatıma beklediğim katkıları getirecek mi?” veya “bu fedakârlığa veya çalışmaya değer mi?” Dolayısıyla, bir eğitimci veya kurum olarak, sizin bu soruları cevaplamanız veya en iyisi, öğrencinin bu cevapları kendisinin bulması için ona yardımcı olmanız gereklidir. Dolayısıyla öğrenci, uzun bir süre teşvik ve desteğe gerek duyacaktır. Aynı şey, İngilizce öğrenmeye “nitelikli” bir kararla başlayan öğrenciler için de geçerlidir. Onların bu nitelikli kararı da “pörsüme” tehlikesi altındadır. Bu türden öğrencilerin de, destek ve teşvike ihtiyaçları vardır.
Peki bu teşvik ve destek nasıl ortaya konur? İlk yapılması gereken şey, öğrencinin hedeflerinin belirlenmesi, kendisiyle ve İngilizceyle arasında kurmak istediği ilişkiyle ilgili olarak zihninde oynaması gereken veya oynamakta olan filmin belirlenip-netleştirilmesidir. Bu sonuçlara öğrenciyle konuşularak varılır. Hedeflerle zihinde oynayacak filmi birbirinden ayırmak gerekir. Hedefler, “2 yıl içinde İngilizceyi yazmak, konuşmak, dinlemek veya okumak şeklinde kullanabilmek istiyorum” gibi ifadelerle ortaya koyduğumuz programlar ve planlardır. Diğeriyse İngilizcemizi kullandığımız kısa bir filmdir. Mesela sosyal bir ortamda İngilizlerle çay sohbeti yaparken, onların Türkiye ile ilgili sorularını cevaplayabildiğinizi veya onların yorumlarını anlayabildiğinizi zihninizde bir film olarak görmektir.

Öğrencinin Hayatına Eklenmesi Gereken Şeyler
Daha sonra yapılması gereken şeyse, İngilizce öğrenmekle ilgili etkinlikleri öğrencinin hayatına eklemektir. Ödevlerini yapmasını, arabasında ses dosyaları dinlemesini, İngilizce filmler seyretmesini ve İngilizce metinler okumasını teşvik edip sağlamaktır. Bu konuda hemen sonuç alamazsanız bile, peşini bırakmamaktır. Benden ders almaya başlayan öğrencilerin, bazen 3 ay sonra ciddî bir karar verip, konuya sıkı bir şekilde sarıldıklarını gözlemliyorum. Sözgelimi bir gün ben hatırlatıp-vermeden onlar kitap veya başka bir dokuman istiyorlar. Anlıyorum ki, bu öğrencinin kararı artık ciddiyet kazanmıştır. Kararlarının nitelikli bir duruma geldiği o zamana kadar, onları bu süreç içinde tutmak ve aynı şeyleri sabırla tavsiye etmek benim-öğretmenin işidir. Kararların nitelik kazanması süreci, sadece yabancı dil öğreniminde değil, aynı zamanda, kararla başlayan bütün etkinliklerde göz önüne alınmaıs gereken bir konudur.Eğer kendi kendinize bir yabancı dili veya İngilizceyi öğreniyorsanız, yukarda anlatmış olduğum şeyleri kendiniz için siz yapmak durumundasınız. “Evet bu işe başladım, ama nitelikli bir karar verdim mi?” sorusunu kendinize sıklıkla sormalısınız.
Bir öğretmen olarak en önemli şey, öğrencinin İngilizce ile duygusal bağ kurmasını sağlayıp onu öğrenme sürecinin içinde tutmaktır. Öğrenciyle öğretmen arasındaki bağ çok önemlidir. Ama öğretmenin temel endişesi, öğrenciyle İngilizce arasındaki bağın sağlam olması ve öğrencinin nitelikli bir karar ulaşmasıdır. Çünkü tatil, işlerin yoğunluğu, maddî konular veya buna benzer sebeplerden dolayı, öğrenciyle kurum veya öğretmenin yolları ayrılabilir. Ama öğrencinin İngilizce öğrenimiyle ilişkisi kesilmemelidir. Benim kişisel olarak çok dikkat ettiğim konu şudur: Çevremdeki kişilerin benimle olan ilişkilerini çok önemserim. Ama onların önemsediğimiz konularla, söz gelimi İngilizceyle olan ilişkilerini, onların benimle olan ilişkilerinden çok önemserim. Bir sebeple benden kopabilirler veya uzak düşebilirler, ama hedeflerinden ve çalışmalarından kopmalarını istemem. 

Bunun en iyi yolu, öğrenciye bir hedef ve film bulmasını için yardımcı olmak, İngilizce öğrenebileceği ve keyif aldığı araçları kullanmaya teşvik edip, bunları öğrencinin hayatına eklemektir.
-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, May 24, 2009

YABANCI BİR DİLİ-İNGİLİZCEYİ KONUŞURKEN OTURUM YÖNETEBİLMEK (71)


Bazı kişiler yabancı bir dili-İngilizceyi düşük bir düzeyde bilmelerine rağmen, bu dili kullanarak bir yere kadar kolaylıkla iletişim kurabilirler. Bunun sebebi hata yapmaktan korkmamaları ve oturumu yönetebilmeleridir. Bazı kişiler de aslında İngilizce düzeyleri idare eder veya iyi durumda olduğu hâlde bir türlü konuşamazlar, daha doğrusu diyalogları sürdüremezler. Çünkü hata yapmaktan korkarlar veya oturumu yönetemezler.

“Oturum yönetmek” derken kastettiğim şey, içinde bulunduğunuz iletişim sürecinin-diyaloğun akışını kontrol altında tutabilmektir. Yani anlamadığınız ifadeleri veya anlamını bağlamdan çıkaramadığınız kelimeleri sormak, karşınızdaki kişinin konuşmasını yönlendirmek ve sözgelimi çok hızlı konuştukları zaman yavaş konuşmalarını rica etmek gibi şeyleri yapabilmektir. Fakat insanların çoğu bunları yapmaktan çekinirler ve konuyu “gurur mevzuu” yaparlar!Aslında İngilizceniz zayıf bile olsa konuda çekinmeye gerek yoktur. Çünkü siz ortaya bir çaba koyuyorsunuz ve karşınızdaki kişi bunu takdir edecektir. Ayrıca çok iyi bir İngilizceniz olsa bile, karşınızdaki kişileri kolaylıkla anlamanız her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü karşınıza her zaman akıcı ve net konuşan yabancılar çıkmayacaktır. Mesela ben İngilizce öğretmeniyim ve İngilizceyle bayağı bir ilgili olduğumu söyleyebilirim. Ama beni zorlayan birçok diyalog hatırlıyorum. Sözgelimi bir gün Çin’de bir fabrikada pazarlama müdürüyle konuşuyorduk ve İngilizcesini hiç anlamıyordum. İngilizceyi sonradan öğrenmiş bir yetişkindi ve İngilizce mi konuşuyor yoksa Çince mi karar veremiyordum! Pazarlama sorumlusuydu ve toplantıda haklı olarak fikirlerini aktarmak istiyordu! Yine Çinli olan, ama İngilizce eğitim veren bir kolejden mezun olmuş ve dolayısıyla daha açık bir İngilizce konuşan genç bir tercüman vardı da, o bizim anlaşmamızı sağlıyordu. Fakat pazarlama sorumlusu bu kişiye de saygı duyduğumu göstermek için, (heyet üretim birimlerini dolaştığı sırada) onu bir köşeye çektim, onu anlayana kadar gözlerine bakarak dinledim ve en sonunda anlaştık!

Burada sorun, o kişinin İngilizcesindeki anlaşılmazlığı yüzüne vurmadan ve dolayısıyla onu herkesin içinde mahcup etmeden iletişim kurmaktı. Orada bizden başka kimse olmadığı için anlayamadığım ifadelerini istediğim kadar tekrar ettirebilmiştim. Bu tür durumlarda gerçekten çok dikkatli ve diplomatik olmanız gerekir!

Anadili İngilizce Olan Kişilerle Konuşurken

Eğer bir Amerikalı veya bir İngiliz’le konuşuyorsanız, çekinmenize gerek yok. İngilizceyi öğrenmekte olduğunu ve şimdilik çok akıcı konuşamadığınızı rahatlıkla ifade edebilirsiniz! Bu durumlarda ve genelde rol yapmaya gerek yok! Bu konuda anlayışlı olduklarını söyleyebilirim. Özellikle karşınızdaki kişiyle ticarî bir ilişkiniz varsa, size daha da anlayışlı davranacaktır. Çünkü siz onunla başkaları arasında köprü durumundasınız; İster şirketten birini soruyor olsunlar, isterse sizden öğrenmeleri gereken şey basit bir ayrıntı olsun, siz o anda önemli-kilit bir kişisiniz!

İngilizceyi veya bir yabancı dili kullanarak iletişime geçmek deyince, aklınıza gelen şey, durmadan konuşmak olmasın! Dinlemek de iletişimdir. Dolayısıyla konuşma becerinizi ilerletirken, dinleme becerinizi geliştirin. Dinleme becerisi konuşma becerisinden önce gelişir ve dinleme becerinizin gelişmiş olması da bir avantajdır. Diyaloglar kurarken, çok akıcı konuşamazsanız da, soru sorup-dinleyin! Özellikle yemek, kahve ve çay faslı gibi sohbet ortamlarında, insanlar kendilerini dinleyen kişilere karşı sempati duyarlar. Muhataplarınıza onların konuşmaktan keyif aldıkları konularla ilgili sorular sorun. Onları dinlerken anladığınızı bir şekilde belli etmeniz gerekir. Bu konudaki önemli ilkeler şunlardır: Birincisi fazla özel sorular sormayın. İkincisi her insanın konuşmaktan hoşlandığı şeyler; aile, çocuklar, hobiler vs ile ilgil sorular sorun. Üçüncüsü sorduğunuz soruların cevaplarını gerçekten merak edin.

İngilizceyi veya başka bir yabancı dili kullanarak iletişim kurarken, gösteri sanatlarındaki ilkeyi hatırlayın! İster bir sanatçı olun, ister bir jimnastikçi veya başka bir meslekten olun, gösteri anında hata yaptığınızda panik olmayın! Hatanızı gayet nazik bir şekilde düzeltin! Çünkü İngilizceyi akıcı konuşamamak suç değildir! Konumunuz ve pozisyonunuz itibariyle İngilizceyi akıcı şekilde konuşamayışınız bir eksiklik olsa bile, bunu gidermeye çalışıyor olmanız takdire şayandır ve bu yolda biraz rahat ve hatta bazen “pişkin” olmalısınız! Siz bir bireysiniz ve akıcı olmayan İngilizceniz yanında elbette birçok güzel özelliğiniz vardır! Ama bir yandan da filmler, ses dosyaları ve metinlerle İngilizcenizi geliştirin! 1-2 yıl sonra İngilizceniz gelişmiş olsun! İşi başka bir türlü bir “pişkinliğe” vurup, aynı yerde saymayın!

Bir her şeyi üzerinize alıp kişiselleştirmeyin! Mesela benim teyzemin konuştuğu Türkçeyi, Türkiye’de 3 yıldır Türkçe öğrenmekte olan bir yabancının anlayabileceğinden kuşkuluyum! Ben teyzemin Kırşehir aksanıyla konuştuğu Türkçeye bayılırım, ama zavallı bir İngiliz onu anlamakta bayağı zorlanır diye düşünüyorum! Yani sizin karşınıza hızlı konuşan, aksanlı konuşan bir Amerikalı veya İngiliz de çıkabilir! Bu sizin suçunuz değil! Ve bu durum İngilizcesi ileri düzeyde olanlar için de olası bir zorluktur! O kişiyi belki, o dili kullanan dostları da anlamakta zorlanıyordur! Kim bilir?

Acı yok, panik yok! Sabırla sorun ve sabırla dinleyin! Bu çabalarınızı aklı başında her insan takdir eder!

-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------