Sunday, May 31, 2009

YABANCI TURİSTLERLE MACERALARIM II (73)


Üsküdar’da iki yabancı bayan telaşla etrafa bakıyorlardı. Onlara ne aradıklarını sordum ve isterlerse yardımcı olabileceğimi söyledim. Telefon edecek bir yer aradıklarını anlayınca, tanıdık bir dükkândan telefon etmelerini sağladım. O sıralar yakında bir telefon kulübesi yoktu ve ben de o zamanlar Üsküdar’daki ofisimi tutmamıştım. Derken onları biraz dinlensinler diye sevdiğim bir yer olan Hünkâr Börek ve Pide salonuna götürdüm ve bir şeyler ikram ettim. Bu iki Yunan bayandan birisi Selanik Üniversitesinde öğretim görevlisi, diğeriyse diş hekimiydi. Derken Avrupa Birliği’nden girdik ve çalıştığım üniversite’den çıktık! Sonra onlarla kart alış-verişi yapıp ayrıldık. Hâlâ yazışırız!

Yine bir akşam Üsküdar’dayım ve iki yabancı gördüm. Birisi uzun boylu bir Alman ve diğeriyse Çinli bir bayandı. Kendi kendime: “Akşam saat 22’de Üsküdar’da dolaştıklarına göre, ya İstanbul’da yaşıyorlar ya da Türkleri iyi tanıyıp-güveniyorlar” diye düşündüm. Sonra onlara selam verdim, konuştuk ve Türkiye’de yaşadıklarını öğrendim. Onlara kahve içmeyi önerdim ve Nayla Kafeye (Gizli Bahçem) gidip, kahve içtik. Bu ilginç çiftin evli olduklarını öğrendim ve birbirlerini sevdikleri her hallerinden belli oluyordu. Hem Almanya’da hem de Çin’de defalarca bulunmuş olduğum için ortak konular bulmamız zor olmadı. Hatırladığım kadarıyla beyefendi büyük bir otelde şefti, eşi olan hanımefendi ise bir şirkette çalışıyordu. Sanıyorum bir saatten fazla sohbet ettik!

Bir gün Fındıklı’da vermiş olduğum özel dersim bitmiş ve Üsküdar’a deniz yoluyla ulaşmak üzere Kabataş’taki deniz motorları iskelesine gitmiştim. Yabancı ve yaşlı bir çiftten erkek olanının biletçiye bir şeyler anlatmaya çalıştığını gördüm. Meğerse oradaki limanda bir gece konaklayacak olan büyük bir yolcu gemisinden inmişler ve Üsküdar’a gitmek istiyorlarmış, ama yanlarında Türk Parası yokmuş! Ben kabul ederlerse, ücretlerini ödeyebileceğimi söyledim. Onlar da kabul ettiler ve birlikte gemiye-motora bindik. Saat 20.30 civarıydı. Üsküdar’a gelip, motordan indiğimizde, arzu ederlerse onlara Türk kahvesi ikram edebileceğimi söyledim ve kabul ettiler. Ara sokağa saparak 5 dakika yürüdük. Bir yandan da akşamın bu vaktinde yabancı bir ülkede, bir yabancıya nasıl güvendiklerine şaşırıyordum. Nayla Kafeye ulaştığımızda, eşime telefon edip oğlumu göndermesini rica ettim. Bu türden yabancı kişilerle tanışmak, onun yabancı bir dili, İngilizce ve İspanyolca’yı öğrenme arzusunu kuvvetlendiriyor! Beyefendi bir bankada müdürmüş ve eşi olan hanımefendi ise, ev hanımıymış ve Almanya’da çok Türk olduğu için, onlar da Türkleri tanıyorlarmış. Bana güvendikleri için teşekkür ettiğimde, bir çok ülkeyi ziyaret etmiş olduklarını ve kimin onlara ne niyetle yaklaştıklarını az-çok anladıklarını belirttiler. Onlarla Almanya’dan, Türkiye’den ve genel şeylerden söz ettiğimiz sohbetimiz yaklaşık 2 saat sürdü. Sonra onları iskeleye götürdük ve onlar da motora binip Kabataş’a, yani gemilerinin olduğu yere döndüler.

Ben de bu turist konusu bitmez! Bir gün Üsküdar’da bir kıraathanenin önündeki küçük masalara oturmuş iki sarışın delikanlı gördüm. Yabancı olduklarını tahmin ettim, ama Türklere de benzedikleri için önce: “Merhaba” dedim. Anlamadıklarını görünce: “Hello” diye devam ettim. İspanya’nın Bask bölgesinden geldiklerini öğrendiğim bu iki delikanlıya Türk kahvesi ikram edip, daha sonra da talepleri üzerine onları Türk Halk Müziği albümleri alabilecekleri bir-iki yere götürdüm. Ayrılırken onlara telefonlarımı verdim. Daha sonra beni aradılar ve bu delikanlıları önce ofisimde, sonra da bir Türk ailesi ve Türk evi görmeleri için evime davet ettim ve onlar da geldiler. Ertesi yıl, bu iki delikanlının kız kardeşi İstanbul’a geldi ve Ramazan Ayı’nda olduğumuz için birkaç akşam iftar için Türk ailelerine misafir olma keyfini yaşadı. Bu bayan, özellikle yaşlı-genç bütün aile bireylerinin bir masanın etrafında yemek yemelerini çok ilginç ve güzel bulduğunu söylemişti. Çünkü onların ailesinde, bütün aile bireyleri ayrı evlerde yaşıyorlarmış; anneleri de yalnız ve yaşlı olmasına rağmen kendi evinde ve yalnız yaşıyormuş!

Turistlere şakayla karışık takıldığım zamanlar da oluyor. Bir gün Fransız bir grup bizim mahalleye gelmişti. Ben konuşmak istediğim de korkmuş gibi uzaklaştılar ve İngilizce anlamıyorlarmış gibi yaptılar. Ben de arkalarından gülerek bağırdım: “Bizim mahallemize gelmekten korkmuyorsunuz, ama bizimle konuşmaktan korkuyorsunuz! Bunu anlamış değilim! Dua edin peşinize düşmüyoruz!” Benim bu sözlerim üzerine turistlerden birisi bana dönüp kahkaha atmaya başladı!

Bunları yabancı dil biliyor olmanın, hayatıma kattığı şeylere örnek olması açısından anlatıyorum. Bir dili az-çok öğrenmiş ve sadece çat-pat konuşuyor da olsanız, yukarda anlattıklarıma benzer ve bence keyifli şeyleri yaşayabilirsiniz!

Yoksa ben eğitimciyim, bunları kendimi özel hissetmek için değil, bu “özeliğin” herkeste olmasını istediğim için yazıyorum. Bana kendimi özel hissettiren bir şey varsa, o da budur!

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

1 comment:

  1. Merhaba hocam;

    Daha önce diğer yazılarınızın birinin altına bir yorum bırakmıştım ama buraya da bırakmak istedim.

    İnanın anlattığınız anılarla o kadar keyifli vakit geçirdim ki; teşekkür etmeden geçmek istemedim. Bir gün benim de, sizinki gibi anılarım olması dileğiyle...

    Selamlar, saygılar...

    ReplyDelete