Wednesday, August 22, 2007

DANIŞMANLAR, ASLINDA YİNE SİZE DANIŞIRLAR (51)




İlgili olduğum alanlarda bana danışan kişilere çok soru sorarım. Elbette bunun sebebi, onların özel hayatları konusunda meraklı olmam değil değil, onların ihtiyaçlarını ve beklentilerini elimden geldiği kadar anlama çabasıdır. Çünkü aslında, karşımdaki kişilerin sorduğu soruların cevapları yine kendilerinde gizlidir.
Danışmanlar, aslında bunu yaparlar. “Sorularınızın cevapları tamamıyla sizdedir” demiyorum, ama doğru cevapların bulunmasında anahtar işleve sahip olan ipuçları, yine sizdedir.
Sözgelimi yabancı dil öğrenimi konusunda bana danışan kişilere sürekli sorular sorarım. Çünkü hazır reçeteler yoktur. Hazır reçeteler varsa bile, hangisinin size uyduğunu anlamak için yine sorular sormam gerekir. Neden yabancı bir dil öğrenmek istediklerini, bu konuda ne kadar zaman ve bütçe ayırdıklarını, daha çok hangi araçlarla öğrendiklerini veya hangi araçlarla öğrenmeyi sevdiklerini, hedeflerini ve buna benzer şeyleri sorarım. Amacım mutlaka ders vermek değildir. Kendi başına çalışma alışkanlığı olan bazı kişilere mektupla öğrenim kurslarını bile öneriyorum. Ama onlar için hazırlayacağım programı belirlemek için bütün bu soruların cevaplarını bilmem gerekir.Bu durumda, sorularımızın cevaplarının temeli bizdeyse, başka kişilere danışmak anlamsız mı olmaktadır? Elbette anlamsız değildir. Doğru soruları sorarak, gerekli cevapları arayan kişilere her zaman ihtiyacımız vardır. Aradığınız şeylerin cevapları sizdedir. Ama “öncü” cevapları ortaya koyacak olan soruları sormak, herkesin aklına gelmez veya kişiler genellikle doğru soruları bilmezler. Ama danıştığınız kişinin sizi doğru cevaplara götürmesi için, önce sizden bazı cevaplar alması gerekir ve bunun için de size sorular sorar. Sizin soru sorduğunuz kişinin, size bir sürü sorması önce “farklı” görünebilir. Ama bu gereklidir.Bu durumda, doğru soruları sormak, danışmanlık yapmanın en önemli şartlarından birisidir. Sözgelimi nasıl yabancı dil öğrenebileceğinizi sorduğunuzda, sizin ilgi alanlarınızı, beklentilerinizi veya buna benzer şeyleri anlamaya çalışmaksızın, hemen cevaplar vermek, aslında “anlamsız” bir tavırdır.

Benim için soru sormanın diğer bir yararı da, söz konusu konuda ciddî bir hedefi olmayan “şakacı” kişilere farkındalık kazandırmasıdır. Bu tür kişiler, bir sohbet konusu ararlar ve
sizin İngilizce öğretmeni, tercüman veya iletişimci kişiliğinizi göz önüne alarak sorular sorarlar. Siz onlara sorular sorunca konunun gayet ciddî olduğunun farkına varırlar, size bir daha sorular sormazlar. Onların net bir hedefi olmaması suç mudur? Elbette hayır. Bu, onları ilgilendiren bir durumdur. Ama bir yere varmayan diyaloglardan kaçınarak, hem kendi zamanımı hem de karşımdaki kişinin zamanını korumanın da benim hakkım olduğunu düşünüyorum.

Net bir sonuçtan kast ettiğim şey, kişilerin benden ders almaları veya bir seminer vermem için beni davet etmeleri değildir. Her gün, temel konularda ciddiyetle sorular soran bir çok kişiye karşılık beklemeden cevaplar öneriyorum ve bence daha önemlisi kaynaklar veriyorum. Yeter ki kendileri için bir şeyler yapmak konusunda kararlı olsunlar.

“Hayat kısa, yapacak işler pek çok!” demişler, ne güzel demişler!

-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, July 15, 2007

BİR ŞEHİR EFSANESİ: "BİR DİLİ KONUŞAMADIĞIM YERDE ÖĞRENEMEM!"




Yabancı bir dil ve özellikle İngilizce öğrenmek veya İngilizcelerini geliştirmek isteyen dostlarımızla konuştuğumuzda, onların bu konuda gelişmelerini engelleyen bir düşünceyle karşılaşıyorum. Sorunların veya atılımların aslında önce düşünce tarzında başladığını bir kez daha görüyorum.

Onları durduran yanlış kanı şudur: Yabancı dil becerilerinin pratikle yani o dili konuşmakla gelişeceğini, yabancı bir dili pratik olarak “konuşarak” kullanamıyorlarsa, o dili öğrenmelerinin mümkün olmadığını düşünüyorlar. Sözgelimi İngilizceyi konuşmadıkları zaman zaten öğrenemeyeceklerine inandıklarından, bu dili öğrenmeye başlamıyorlar, yurt dışına gidecekleri güne kadar öğrenmeyi erteliyorlar.
En kötüsü de şudur: Bildikleri şeyler ve edindikleri beceriler varsa onlar da kaybolmaya yüz tutuyor.

Aslında “yabancı dil öğrenmenin tek yolu pratik yapmak mıdır?” veya “bir dili pratik olarak kullanmak, o dili sadece konuşmak mıdır?” gibi sorular sorsalar
ve bu soruların cevaplarını arasalar, farklı çıkış yolları bulabilirler:

Birincisi, bir dili pratik olarak kullanmadan önce, yapılması gereken şeyler bulunmaktadır. Bu şeyler, önce o dilde birikim yapmaktır. Bu da, ders almaktan, o dilde düzenli olarak hikâyeler, ses dosyaları dinlemekten, filmler seyredip kitap okumaktan geçer. Bir dili konuşmak, daha sonraki bir aşamadır; bu aşamayı öne almaya çalışmak sizi o dilde “tutuk” yapabilir ve gerçek şu ki ilerde akıcı konuşmanızı da engelleyebilir.

Başka bir tabirle, bir dili öğrenmek ve bazı beceriler geliştirmek için, o dili konuşmaya çalışmaktan önce yapacak çok şey vardır. Bunları yaptığınız zaman zaman içinde o dili konuşarak pratik yapmanın zamanı gelir; yavaş yavaş o dili konuşmaya da başlarsınız. Eğer konuşamıyorsanız, konu artık dilin kendisiyle ilgili problemler değil de, çekingenlik, odaklanmamak gibi şeylerdir.

Zaman azlığı ve çabucak sonuçlar alma arzusu gibi konular, yabancı dil öğrenenlerin uzun vadeli bir kayıpla karşılaşmalarına sebep olmaktadır. “Ya hep ya hiç” mantığına giren birisi, yavaş yavaş da olsa başarılı olmak yerine, kendisine bir süre biçmekte ve bu süre sonunda başaramazsa, yabancı dil öğrenimiyle olan bağını sonsuza kadar kesmektedir. Bu da, kişiye kazandıran bir bakış açısı değildir.

Satıcılık gibi meslek gruplarındaki kişilerin, turistlerle konuşabildikleri için az-çok yabancı dil öğrenebilmeleri, İngilizcenin sadece pratikle geliştiğini kanıtlamaz. Bu tür kişilerin İngilizceleri on yıl geçse de aynı kalır ve hiçbir konuda derinlemesine konuşamazlar. Bırakın konuşmayı, ciddî sohbetlerde, karşıdakinin ne söylediğini anlamazlar. Çünkü İngilizce kaynaklar okumazlar, filmler seyredip, sesli yayınları takip etmezler. Bunlardan birisini bile yapsalardı, çok büyük gelişme kaydederlerdi.

Size ilginç bir örnek vereyim: Arnavutluk’ta İtalyanca dersleri yoktur; İtalyan yoktur, İtalyanca konuşulmaz. Ama İtalya’ya ayak basan her Arnavut, daha önce hiç İtalyanca konuşmadığı halde İtalyanca konuşmaya başlar. Düşünün bu insanlar hayatları İtalyancayı konuşarak pratik yapmamış kişilerdir. Peki bir dili konuşarak pratik yapmadan nasıl oluyor da konuşabiliyorlar? Cevap şu: Yıllarca İtalyan televizyonları seyretmişler ve farkında olmadan dili edinmişlerdir. Bir iki cümle öğrenince pratik yapmak için fellik fellik turist aramak ve bulamayınca da “bu iş olmayacak” demek yerine, haftada iki yabancı film seyredilse, 6 ay sonra olağan üstü bir düzeye gelinebilir. Ama gerek para kazanmak isteyen kurumların “tribünlere” oynayarak, pratiği öne almasıyla, gerek iletişimsel Yaklaşımın (Communicative aprroach) yanlış anlaşılmasıyla, bu durum ortaya çıkmıştır. Bir dili konuşmak için size gelen birisine, “tamam size yardımcı oluruz. Bununla birlikte sizi bu hedefe götürebilecek bazı ön çalışmalar var” demek ve öğrenciye önce farkındalık kazandırmak, “doldur-boşalt” tekniğiyle kazanan kurumların işi değildir.

“İngilizce konuşularak öğrenilir, çocuklar da öyle öğreniyor” diyen kişiler, çocukların konuşmaya başlamadan önce en az
2 yıl etrafı dinlediklerini, masal kasetleri dinleyen, kendilerine kitap okunan bebeklerin daha güzel konuştuklarını göz ardı ediyorlar.

Ben size öğrenmekte olduğunuz dili konuşmayın demiyorum.
Ama hemen sonuca ulaşma arzusuyla temel çalışmaları ihmal edip, sonra hayallerinizin ölüşünü seyretmeyin diyorum.
Sabır, evrenin en önemli değerlerinden birisidir.

-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

YABANCI DİL ÖĞRENMEYİ SEKTEYE UĞRATAN VE KONUYA BAKIŞ TARZIYLA İLGİLİ ENGELLER (49)




Yabancı bir dili öğrenirken karşımıza çıkan engellerin çoğu, o dilin kendisiyle ilgili şeyler değildir desem ne dersiniz?

Sözgelimi
İngilizce öğrenirken karşımıza çıkan engellerin çoğu İngilizcenin kendisiyle değil aslında daha çok başka şeylerle ilgilidir. Size bu engellerin bazılarından söz etmek isterim:

Birincisi; yabancı bir dili öğrenirken düşülebilecek en büyük tuzaklardan birisi, kısa vadeli adımlarda mükemmelci olmaktır. Uzun vadeli hedeflerimizde mükemmelci olabiliriz ve hatta olmalıyız da. Fakat kısa vadeli çalışmalarda mükemmelci olmak, yabancı dil öğrenme sürecinin en büyük engellerinden birisidir.

Sözgelimi bir sözlük karıştırdığınızda gördüğünüz her kelimeyi öğrenmeye veya bir kitabı okurken her şeyi anlamaya çalışmak, bu türden bir yanlıştır. Bir filmi seyrederken konuyu anlayabildiğimiz hâlde, o filmde geçen her şeyi anlamaya çalışmak ve bunu başaramadığımız zaman karamsarlığa kapılmak, bir süre sonra bizi yorar ve çalışmalarımızı durdurur. Sözgelimi uçak yaparken, her şeyin tam olması gerekir. Uçağın projesindeki en küçük bir hata, bir sürü insanın canına mâl olabilir. Ama yabancı bir dili öğrenirken yanlış anlamak veya bazı şeyleri eksik ifade etmek veya her şeyi anlamamak, kimsenin hayatını tehlikeye atmaz. Bu sebeple, her araçtan yeni bir şey öğrenmek bizi mutlu etmelidir. Öğrendiğimiz her kelime, her yapı içinde bulunduğumuz dil odasını biraz daha genişletir. Önceleri bize dar gelen bu odanın, zamanla öğrendiğiniz her yeni kelime, kalıp veya
gramer yapısıyla yavaş yavaş genişlediğini hissedersiniz.
Ama bu odanın birden bire genişlemesini isterseniz, bu mümkün olmaz ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Yabancı dil öğrenimini zorlaştıran engellerden bir başkası da, öğrendiğini hissedememek, bu konuda farkındalık geliştirmemiş olmaktır. Özellikle temel gramer konularının bittiği ileri düzeylerde, öğrenci bir okyanusa açıldığını ve artık ilerlemediği hissine kapılır. Bütün dünyada, öğrencilerin yabancı dil öğrenmeyi en çok bıraktıkları dönem, bu dönemdir. Gramer konularını bitirmiş ve dilin içine dalmış olan öğrenci, artık yabancı dil öğrenmediğini düşünmeye başlar. Gerçekten de açık denizlerde, etrafta kara veya başka bir gemi gibi referans noktası yoksa ve siz güvertedeyseniz, size geminiz hiç ilerlemiyormuş gibi gelir. Ama gerekli ölçümleri yapan cihazlara baktığınızda veya etrafta kara varsa, aslında ilerlediğinizi anlarsınız.

Bu noktada öğretmenlere büyük bir görev düşer. Öğretmenin bir görevi de öğrencinin geliştiğini, yine öğrencinin kendisine göstermektir. Öğretmen bunu nasıl yapabilir? Bir öğrenciye aslında ilerlediğini hissettirmenin akla ilk gelen yolu, elbette sınavlar ve diğer ölçme-değerlendirme yöntemleridir. Ama bu da yeterli değildir. Aşlında en önemlisi, öğrencilerin o dilde düzenli okumalarını, ses dosyaları dinlemelerini ve filmler seyretmelerini sağlamaktır. Bunun ne yararı olur? Birincisi bunlar zaten dilin öğrenildiği kaynaklardır. Dersler bir yabancı dili öğrenmenin yolu olabilirler. Ama o dile gerçekten “sahip ve vakıf” olmanın yolu, o dili kullanmaktır. Fakat bir dili kullanmak deyince, aklımıza sadece o dili konuşmak gelir. “Bir dili kullanmanın yolunun sadece konuşmak” olduğu inancı çok yaygın bir “efsanedir.” Bir dili kullanmanın yolu sadece konuşmak olsaydı o zaman kulaklarımıza gerek kalmazdı.
Bunun yanında gelişmeyi ölçmenin en iyi yolu da yine o dilde okumak, dinlemek ve seyretmektir. Çünkü sözgelimi bir ay önce okuduğunuz bir kitap veya dinlediğiniz bir hikâye size bir ay sonra artık basit gelir. Bunun anlamı şudur: Siz geçen o bir ay içinde biraz daha mesafe almışsınızdır ve o dilde biraz daha gelişmişsinizdir. Bu da sizin çalışmalarınızın boşa gitmediğini ve yabancı dil denen okyanusta ilerlediğiniz anlamına gelir. Bunu sadece bilmekle kalmaz aynı zamanda hissedersiniz de.Bu açıdan, birlikte yabancı dil çalıştığım kişilerin günlük hayatlarını programlamalarını ve her gün kitap okumalarını, o dilde ses dosyalarını dinlemelerini, filmler seyretmelerini sağlamaya çalışırım. Yoksa ne özel ders almak, ne de dersaneye gitmenin anlamı yoktur. Öğrendiğiniz dilde filmlerle, kitaplarla veya ses dosyalarıyla iligli çalışmalarınız yoksa, o dille sadece tanışmış olursunuz. Fakat ciddî bir arkadaşlığınız olmaz.
-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

(OLMASINI BEN DE İSTERDİM AMA) NE YAZIK Kİ KISA YOLUN KISASI YOK (48)




"Olmasını Ben de İsterdim, Ama Kısa Yolun Kısası Yok!" adlı yazım Asma Altı Altı Yayınevinden 3. baskısı yapılmış olan "Hayatı Iskalama Lüksün Yok" adlı kitabıma taşınmıştır. 

AsmaAltı Yayınevi

-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Thursday, May 31, 2007

İNTERNET ÜZERİNDEN (SKYPE VS. İLE) ÜZERİNDEN YABANCI DİL- İNGİLİZCE ÖĞRENİLEBİLİR Mİ VEYA ÖĞRETİLEBİLİR Mİ? (47)




Bir süre önce MSN ve YAHOO Messenger üzerinden İngilizce dersleri vermeye başladım. Sonra daha çok Skype ve Google Drive kullanmaya abaşladım. Yakında diğer programları da kullanmaya başlarım! Bu düşünce, hedeflediğim kitleye nasıl ulaşabileceğim konusunda kafa yormaya başlayınca ortaya çıktı. Benim hedeflediğim kişiler, hayalleri ve hedefleri belli, zamanları kısıtlı kişilerdi. Bu tür insanlar, sadece İngilizceyle ilgili değil aynı zamanda başka konularla da ilgilenirler. Bu kişilerin iki önemli özellikleri, “zaman fakiri” olmaları ve eğitim giderlerinin çok olmasıdır. Dolayısıyla internet üzerinden, makûl bedellerle, “sohbet” yoluyla İngilizce dersleri, bu düşüncelerle ortaya çıktı. Bu arada benim yaklaşık 6 yıldır radyoculuk yapmış bulunmamın ve mikrofonda iletişim konusunda deneyimli oluşumun da bu konuda büyük bir avantaj olduğunu düşündüm. "Online İngilizce Dersleri" böylece başlamış oldu.

Bu şekilde ders verdiğim yol arkadaşlarımın (öğrencilerimin) bazı ortak özellikleri var. Bir öğretmen ve danışman olarak avantajlı bulduğum bu özellikleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki sizler de aynı özelliklere sahipsiniz:

- Benimle bağlantıya geçen kişilerin İngilizceyle ilgili hayalleri ve hedefleri genellikle az-çok netlik kazanmış olmaktadır. Dolayısıyla bu kişiler benimle bağlantıya geçerlerken, zihinlerinde “sanal ortamda İngilizce öğrenilir mi-öğrenilmez mi” sorusundan çok “öğreneceğim” kararını taşıyorlar.


- Yabancı dil konusunda veya online dersler konusunda tereddütleri olsa bile, ki bu çok normaldir, benden açıklıkla bilgi istiyorlar.
- İngilizceyle ilgili ve genel konulardaki yazılarımı okumuş oluyorlar. Dolayısıyla yabancı dil öğrenmenin doğaıyla ilgili düşüncelerimi okumuş ve gerçekçi olduklarını kabul etmiş oluyorlar. Birlikte çalışırken süreci, karşılıklı fikir alışverişiyle olgunlaştırıyoruz. Ama (bence) temel ilkelerde ihtilaf yaşamıyoruz.

- İngilizce öğrenmeyi “belli şartlara” değil “eldeki imkânları en iyi kullanma” ilkesine bağlamışlar. “Yaz gelsin öğrenirim”, “hele şu iş bitsin öğrenirim” veya “bir gün kursa giderim” gibi bahaneleri yok.

- Hiç kimsenin hiç kimseye dil öğretemeyeceğini sadece “yol arkadaşı”-yardımcı olacağını ama iyi bir yol arkadaşı ve rehberin çok önemli olduğunu farkındalar.

- İngilizce öğrenmeyi hayatlarının bir parçası haline getirmedikçe bu işin yürümeyeceğini bir şekilde farkına varmışlar. Benim tavsiyelerim ışığında ama onların da katılımıyla belirlediğimiz günlük çalışmalara önem veriyorlar.

- Bu kişiler zamanlarının kıymetli olduğunu farkındalar. Dolayısıyla İngilizce kurslarına gitmek için yolda zaman harcamak istemiyorlar. Evlerinde, yani rahat ettikleri mekânda ders almak onlara daha verimli geliyor.

- İnternet ortamında geç saatlerde de ders alabiliyorlar.

- Bir iletişim ortamı olan interneti kontrollü kullanma alışkanlığına sahipler ve bu aracı verimli bir şekilde kullanabiliyorlar veya bu yönde ilerliyorlar.

Elbette ben bire-bir derslerde veriyorum. Benden bire bir ders alan öğrencilerimin de aynı özelliklere sahip olduklarını söyleyebilirim.


Sizler de bu özelliklere sahipseniz veya konuyu anlamak istiyorsanız, benimle bağlantıya geçebilirsiniz.

“Öğrenmenin, yaşı ve yeri yoktur” derim, başka şey demem.

-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Saturday, May 19, 2007

SÜLEYMAN NAZİF ANADOLU LİSESİNDE GÜZEL BİR GÜN! YDS İNGİLİZCE HAZIRLIK (46)





Okuyucularımdan sık sık e-mail alırım. Bunun keyfini yazarlar bilirler. Bu e-maillerden birisinde ÖSS ve YDS sınavlarına hazırlanan bir grup öğrenciye konuşma yapmam rica edildi. Benden bu konuşmayı yapmamı rica eden kişi, öğrencilerin durumuyla yakından ilgilenen bir veli olan Elif Hanımdı. YDS konusunda araştırma yaparken benim bloglarımdaki yazılarımı görmüş ve öğrencilere yararlı ipuçları verebileceğimi düşünmüştü. Ben de bu nazik daveti kabul ettim ve Elif Hanımla görüştükten sonra Süleyman Nazif Anadolu Lisesini ziyarete gittim. Bir ziyaretçi gözüyle içeri girince disiplinli, temiz ve düzenli bir okul havasıyla karşılaştım. Okul müdürü Abdullah Alp Beyle ve İngilizce öğretmenleri olan Pelin Hanım ve Zeynep hanımla da kısa bir sohbet etme imkânımız oldu. Daha sonra da seminer gününü kararlaştırdık.

Kararlaştırdığımız günde, iki sınıftan oluşan yaklaşık 45 kişilik bir dinleyici grubuyla sıcak bir sohbetimiz oldu. Onlara ÖSS ve YDS konusunda aşağıda verdiğim ilkelere dikkat etmelerini önerdim. Güzel bir gündü ve ortaya çıkan bu güzel gün, tamamen bir takım çalışmasının ürünüydü. Seminerden önce ve sonra bana yol arkadaşlığı ve ev sahipliği yapan Oğuz Beyle yaptığımız sohbetler de benim açımdan çok verimli oldu. Bu takım çalışmasında yer alan herkese teşekkür ediyorum.

Öğrencilerle yaptığımız söyleşi sırasında verdiğim bu ilkeler, her ne kadar YDS İngilizce hazırlıkla ilgili görünse de aslında bütün dil sınavları konusunda size yardımcı olabilirler düşüncesindeyim:

ÜNİVERSİTEYE (HAYALLERİMİZE GÖTÜREN KÖPRÜYE) GİDEN YOLDAKİ ENGELLER VE ÇÖZÜMLERİ

1. Hayalsiz çalışmak: Hemen hayalinizi bulun!

2. Hedefsiz çalışmak: Hemen hedefler koyun!

3. Fatura ödemeye hazır olmamak: “Her şeyin bir bedeli var!” desem?

4. Fırsat Maliyeti teorisini bilmemek!: Hemen öğrenin.

5. Yabancı dil puanının avantajlarını bilmemek: Hemen öğrenin!.

6. Sınav Sisteminin ölçü olduğunu unutmak: Gurur yapmayın, gerçeği kabul edin!

7. Konuyu kamera şakası gibi algılamak, “kamera nerde?” diye sormak: Konuyu ciddiye almaya başlayın!

8. Ölçünün, sınıftaki durum veya başkaları değil sınav olduğunu göz ardı etmek: Hemen teraziye çıkın!.

9. Potansiyel enerjiyle, kinetik enerjinin farklı türler olduğunu unutmak: Hemen araştırın!.

10. Kafamıza göre takılmak: Kendinize gelin! Sistemin mantığını kavrayın!

11. Başkalarının hakkına saygılı olmayı göz ardı etmek: Zaman çalmayın!

12. Sadece İngilizceyi önemsemek, diğer branşları göz ardı etmek: İnanmıyorum!.

13. Takım bireylerinin değerlerini göz ardı etmek: Olamaz!

14. Farkındalık içinde olmamak: “Yangın var!” desem yeridir!

15. Türkçe okumaya önem vermemek: “Anadil kıskançtır!” diyeyim yeter!

16. İngilizce okumaya önem vermemek: “Sınavda felaket” anlamına gelir!

17. Ölü zamanları iyi kullanmamak: Çok mu zenginsiniz?

18. "Bir gün gelecek bir gün kalacak" şeklinde ifade edilen gerçeği göz ardı etmek: Evet, bir gün gelecek 1 gün kalacak!
-----------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------