Monday, October 24, 2005

NİYE TÜRKÇE ÖĞRETMENİ OLMADIĞIMI BANA NEDEN SIK SIK SORARLAR? (11)





Bir İngilizce öğretmeni olarak, Türkçenin, yani anadilimizin önemi üzerinde çok dururum. Anadiliyle arası iyi olmayan birisinin, keyifle yabancı dil öğrenemeyeceğini söylerim. İnsanlar da dayanamazlar ve bana neden Türkçe öğretmeni olmadığımı sorarlar.
Benim cevabım şudur: Kendi dilini sevmeyen ya da en azından kendi diline karşı ilgisiz bir bir öğretmenin yabancı bir dili öğretmesine izin vermemelidir. Eğer öğretmen yabancıysa bile, sözgelimi İngiliz ise, İngilizceyi seven bir İngiliz’den İngilizce öğrenmeyi tercih ederim. Kendi dilini sevmeyen ya da kendi diline ilgisiz olan bir öğretmenin, işini de sevmediğini ya da işiyle yeterince ilgili olmadığını düşünürüm.

Anadil kıskançtır!

Ayrıca, gerçekten anadili, dolayısıyla hayal gücü, kelime haznesi ve dolayısıyla kavram haznesi zayıf öğrencilere yabancı bir dili öğretmek, gereksiz bir şeydir. Öğrencilerle uygun bir şekilde konuşarak anadilleriyle ilgili çalışmaları da programa alırsanız, onlara yabancı bir dili öğretmeye devam ediniz. Aksi halde, sadece maaş ya da ders ücreti için çalışmaya devam ettiğinizi hissedersiniz. Çünkü başka bir sebebiniz kalmaz.

Öğretmenlerin ilk görevi

İngilizce öğreten Türk öğretmenlerin yapmaları gereken ilk şey, öğrencilerinin kendi ana dilleriyle olan bağlarını da kuvvetlendirmeleridir. Kendi dilinde okumayan, dinlemeyen bir öğrenci “sıkıntı” demektir. Kendi sahasında oynayamayan birine deplasmanda futbol oynatmaya çalışır, muhtelif sıkıntılar çekersiniz.

Çinlilere de tavsiyem aynıdır

Çin’deyken genç bir Çinli bana İngilizcesini nasıl geliştirebileceğini sormuştu. Ben de öncelikle kendi anadilini önemsemeye başlamasını ve seçkin Çince eserleri okumaya başlamasını önerdim. Genç adam bu cevabım üzerine şaşırıp-gülümsedi. Sonra da bana: “Çinli olsanız, millî hassasiyet gösterdiğinizi düşünürdüm, ama siz bir yabancısınız. Bu tavsiyenize uyacağım” dedi. Bir ara Rusya’da yabancı bir ülkede İngilizce kursu açmak isteyen ve bu konuda benden öneriler rica eden bir grup arkadaşa, kitaplıklarına Rusça ederler de koymalarını önermiştim. Rus çocuklarının, önce Rusçayla yani anadilleriyle bağlarının kuvvetlendirilmesi gerektiğini söylemiştim. Ayrıca bir üniversitenin hazırlık okulunda çalışırken ders programına Türkçe dersleri konmasını teklif etmiştim. Bazı insanlar, olumsuz tepkiler vermişlerdi. Bir çok kimse de, bu teklifimi mantıklı bulmuştu. Derslerin bir kısmı Türkçe grameri, bir kısmı da okuma dersleri olacaktı. Böyle olunca ne olacaktı?:

Türkçe derslerinin yararı nedir?

Anadilinde gramer terimlerini öğrenen bir öğrenciye yabancı dil gramerini anlatmak kolay olacaktı. Bu “tümleçtir” dediğinizde konu netleşecekti. Okuma derslerindeyse, bir metin, sözgelimi bir gazete makalesi okunacak ve öğrencilerin okumaya, tartışmaya alışmaları sağlanacaktı. Kendilerini ifade etme konusunda açılan öğrenciler, yabancı dil derslerinde de daha rahat davranacaklardı. Çünkü sadece yabancı bir dilde değil, anadilimizde de hatalar yapabileceğimizi veya her şeyi ifade edemeyeceğimizi göreceklerdi.

Bir insana bazı alışkanlıkları kendi anadilinde kazandırabilir, sonra ya da aynı zamanda yabancı dile transfer etmesini sağlayabilirsiniz. Kendi ana dilinde okumaya alışması, konuşma çabasına girmesi daha kolaydır. Gelişen bu alışkanlıkları, sonradan yabancı dil öğrenimine aktarmak mümkündür.

Yabancı dil eğitimi veren hazırlık okullarında Türkçe dersleri de gereklidir

Bugün bazı üniversiteler, hazırlık okullarına Türkçe dersleri de koymuşlar. Bence çok güzel etmişler. Yabancı dil öğreten mektupla öğretim kurumlarının ders paketinde de Türkçe gramer kitaplarına rastlıyoruz. Bu yaklaşımın bütün yabancı dil kurslarına ve hazırlık okullarına yayılmasını diliyorum.
---------------
Bu yazıma eşlik eden Şarkı: “"Kaise Mujhe Tum Mil Gai"” Benny Dayal & Shreya Ghoshal
Kitap önerim: “Dilin Gücü” Mermi Uygur
Film önerim: “Blade Runner” (1982)
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

3 comments:

  1. Sorunun cevabı ilk cümlede saklı zaten.

    ReplyDelete
  2. İlk cümle derken yazının başlığını kastediyorum.

    ReplyDelete
  3. merhaba Savaş Bey,

    anadil ile ilgili yazınızda anadili iyi bilmek ferektiğinden bahsetmişsiniz; Türkçe üzerinden konuşmak gerekirse, dilbilgisinden ziyade dilin elastik yönü konusunda derinleşmek gerektiğine inanıyorum. Ayrıca Türkçe ifade tarzı ile örneğin İngilizce ifade tarzları da farklı, bunu da dikkate almak gerektir. Farklı kültürler kendilerini farklı ifade ederler. Dil öğrenmek aslında farklı kültür ve hayat tarzını öğrenmektir.

    İki dil arasında çeviri ise dile hakimiyet ölçüsünde başarı getirir. Bu noktada edebi eserlere hakimiyet çeviri becerisini destekleyecektir.

    Saygılarımla.

    ReplyDelete